Sen Bir Seslen

İçimdeki korkularıma kılıf uydurmaktan sıkıldım. Korkuyorum suç mu? Hangi ceza saptırabilir sessizliğe alışmış olmamı? Senin sesinden başka hangi ses içimdeki küstürülmüş çocuğun yüzünü güldüre bilir? Sen bir seslen, benim içim sana hep çocuk, sen bir seslen, benim içim sana hep bahar, hep gökyüzü. Saklıyorum içimdeki çocuğu suç mu? Hiç kimseyi senin kadar yakınlaştırmadım içimdeki çocuğa kırıldıktan sonra, içimdeki cocuk hiç bu kadar güzel gülümsememişti bana bile, seni tanımadan önce. Sen bir seslen, benim içim sana hep tebessüm, sen bir seslen, benim içim sana hep aşk, hep deniz. Sinirleniyorum her sonbahar sabahında yaprakların birer birer dökülmesine, suç mu? Her yaprakta biraz biraz büyüdüğünü hissediyorum içindeki çocuğun, olmaz diyorum, hayır istemiyorum büyümesin. Sonra sen bir sesleniyorsun uzaktan uzaktan, içimdeki çocuğun ellerinden tutup zamana meydan okuyorsun. Ben hiç büyümüyorum seninle, sesinle çocuk kalıyorum. Sen bir seslen, hiç bir ceza sessizliğimizi bozamasın, sen bir seslen, ben sende hep çocuk, sen bende hep bahar, biz bu dünyada hep yalnız, hep aşk kalalım.

Reklamlar

Sulu Göz

Bazen bazı cümleler insanın yüreğine damlar, ferahlatmaz, yakar, acıtır, üzer, kırar. Sulu sözler diyorum, sulu sözler duyanlar sulu gözlerle ağlar içine içine, ıslatır kalbini, üşür, yalnız kalır. Damlaya damlaya göl olur kalbi, kendi içinde boğulmaya başladığı an yitirir umudunu, düne kadar bağırmayı başarabilirken hayalinin üzerine basa basa, bugün teslim olur tüm sessiz kalan, dibe batan hayal kırıklıklarına. Bir çift sulu söz işiten bir çift sulu göz tanıyorum, içine içine ağlayan, üzülen, kırılan, yalnız kalan. Bir şeye ihtiyacın var mı sorusuna ” iyiyim ” diyebilecek bir kalp, ayakta durmaya halâ çabalayabiliyor dibe batarken. Yüreği sel ama gülüşü bahar sulu gözün, saçına kadar güçlü, her teli kadar değerli insan, tepeden tırnağa mutluluğu hak eden bir çift sulu gözden bahsediyorum. Kayıtsız kalamam dibe batarken, el olurum tutarım ellerinden, güneş olur kuruturum kalbini, kurtarırım sellerden. Temizlerim hayal kırıklıklarını o üzerine basmadan, yetişirim yalnız kalmadan. Şiir yazar şair olurum, okurum gözleri dolmadan, içine içine ağlamadan. Sesi olur bağırırım avazım çıktığı kadar hayallerini üzerine basa basa. Bir çift sulu göz tanıyorum, şubatın başından temmuzun başına kadar aralıksız aynı şarkıyı dinlemek gibi etkileyici, ezberleyecek kadar muazzam bir bakışı var.

f1a394c4-8422-47d1-b966-f51f47f4c8d3

 

Gidelim Bu Kapıdan

Uzun zamandır ne yazabiliyorum ne de yazmak içimden geliyor. O yüzden yazamasam da sizlere içimdekileri anlatacak bir şarkı armağan etmek istiyorum. Keyifli dinlemeler ve şimdiden hayırlı bayramlar.

Huzura Bak

İçin ne kadar el veriyor ki huzurumu kaçırmaya? Elimi uzatsam biliyorum, kolumu kapar söyleyeceklerin. Saklanmam mı lazım senden? Peki ya saklansam bu korkaklık sayılır mı huzurunda?Kaygılarım var seninle alakalı, onlar bile huzur dolu. Mesela bir gün huzuruna çıkarsam huzurunu bozmaktan korkuyorum. Usulsüz bu tavır, huzuruna yakışmıyor biliyorum fakat huzurumu kaçırmadan yazamıyorum. Hatır belâsı bu satırlar, acı olmadan parmaklarıma söz dinletemiyorum. Hesaba döksek en çok ben kırılmışımdır huzurunda ama gülüşünde bulduğum huzurunu hesaptan düşersek hâlâ biraz alacaklısın huzurumdan, hâlâ biraz yazacaklıyım sana. O yüzden susma sen, söyleyemediklerini söyle ki kaçsın huzurum, kovalarsam parmaklarım kırılsın, huzuru bir daha bulamayayım satırlarda. Ben boşa kürek çekmeyi severim bilirsin, boş heveslerle doldururum kendimi ve yorulurum kendimden ama nefret etmem huzursuzluktan. Hesabı kapatmaya niyetim yok, hâlâ biraz alacaklısın sevgimden, hâlâ biraz tadacaksın bendeki baharın kokusunu, hâli hazırda duran sevgi sözcüklerimden nasipleneceksin huzursuz olduğun bir gece, bir hece mutlu edecek seni, gülümsecetek ve ben yine borçlu çıkacağım sana huzur bulduğumdan. Huzura bak, huzurla kal.

Bir Bir

Bir kalem sessizlik, bir satırda sen çare, bir bir geliyor dertler geceye, birden bire bir başına kalıyor ay gökyüzünde, bir kalem sensizlikle dolduramıyorum satırları. Bir yalan pembe, bir satırda sen mavi, iç içe geçmiş iki renge gözü kapalı inanan bir ben, birden bire kaybeden, bir benliğe hapsolmuşken bir yalanla pembe olmuyor hayaller. Bir melodi yalnızlık, bir şarkıda sen yanımda, ikisi arası bir yer karanlık, birden bire hüzün misafir, akıl tutsak ama parmak özgür, yol arafken adım atamıyorum. Bir tutam çaresizlik, bir gülüşte sen umut, damla damla birikiyor kumbaramda hayat, birden bire eksiliyor zaman, bozuksa geçmişin yolları takılmadan varamıyor yarına insan, kalkamıyorum. Bir deste papatyadan bir eksik, bir sen, eksik kalan ben, büzülmüş dudaklarımdan çıkan büzüşük kelimeler ile bu bir sitem, aklına gelmeyen, birden bire aklımı başımdan eden. Bir oyuncak huzur, bir kitapta sen çocuk, bir parkta seni sallayan ben, bir bir saçılıyor etrafa üstümüzden mutluluk, birden bire açılan gözler, görülen rüya, bu kadar inanmışken rüyalara gerçekleri ayırt edemiyorum. Bu satır son, bir fotoğrafta başlangıç sen, bir kapı önü bekleyiş, açılmayan kapıdan giremeyen ben, bile bile bekleyen ama zili çalmaya mecali kalmayan, birden bire tükenen bir ömür, hayalet gibi yaşarken var ile yok arası, ölüme bir gün daha yakın kader, veremediğim sözlerden tuttuğum sözlerin gururunu yaşayamıyorum.

wallpaper teddy bear day_

Birgen

Kalem ve kağıtla geçirdiğim dakikalara bakıyorum da ne kadar savunmasız bir hal içerisinde savaştığımı görüyorum kendimle, sessizlik ötesi çaresizlik. Oysa kazanamayacağım bir savaş haline pek sıcak bakmıyordum, kaybedenin yine ben olacağımı anlayana kadar yazıyordum. Galip ve mağlup olarak bir tepkimeye giriyorum bu gece, iyi ve kötü yanlarımın karışımıyla elde ettiğim yeni bir ben var, insanlara nötr. İnsanlara sorsan duygusuz derler, garip. Beni, seni, bizi, kısaca insanları yazmaktan vazgeçtim fakat duygusuz olmadığımı kanıtlamak için size bir yıldızdan bahsedeceğim. Bulutların arasında kaybolan, adını Birgen koyduğum bir yıldıza yazıyorum bu akşam. Kırk yedi gün önce denk geldik gökyüzünde Birgen ile, kırk yedi dakika bakıştık. Sonra yağmur bulutlarının arasında birden bire kayboldu Birgen, güneşin doğuşuna kadar bekledim bulutların dağılmasını ama nafile. Bir sonraki gece bulutlar dağılmıştı ama Birgen yoktu, üzüldüm. Diğer geceyi yine bekledim ama olumlu bir sonuca yine varamadım. Birgene ulaşmam imkansız olabilir evet fakat beklemek benim bu dünyada becerebildiğim en güzel şey. Peki Birgeni bu kadar harika kılan yanı ne olabilir diye sorabilirsiniz, neden gökyüzünde o kadar yıldız varken diğerleri değilde Birgen? Sanki o gece bir ben vardım gökyüzüne bakan bir de bana gülümseyen Birgen, adının anlamı gibi yalnızlığa alışkın bakışları vardı, diğer yıldızlardan uzakta durmasıyla taht kurmuştu kalbime ve yakın hissettim kendime Birgeni, benden bir parça gibiydi gökyüzünde. Artık gökyüzüne bakarken daha bir yalnız hissediyorum, Birgen yok ama ben veda etmiyorum Birgene, etmeyeceğim. Ben bu satırları yazmak için kırk yedi gün bekledim, o yüzden Birgene veda etmiyorum, etmeyeceğim. Bir gece kırk yedi dakika daha bakışabilmek için kırk yedi gün gün daha bekleyebilirim, hatta kırk yedi sene. Birgen ile bakışırken arkada çalan bir şarkı vardı ve biz Birgen ile kırk yedi dakika boyunca aynı şarkıda bakıştık, anlayacağınız bir şarkımız bile var. Şimdi o şarkı bana gökyüzünden bir hediye gibi, sıkı sıkı sarılıyorum dinlerken gökyüzüne. Sanırım duygusuz olmadığımı anlatabildim size, ne dersiniz? Hala anlatamadıysam Birgen ile şarkımızı bırakıyorum yazının altına, belki dinleyince beni anlarsınız. Kırk yedi dakikanın sevgisiyle bekliyorum, bekleyeceğim.

gece-neden-karanlik

Sade Adam

Ziller çalıyor, vakit gelmiş. Uzun zamandır bu anı aklımda tutuyordum, hatıralardan hatrı sayılır iki geceden birinin yıl dönümünü kutlama zamanı. Sade bir adam tanıdım yıllar geçerken içimde, kimseyle tanıştırmadım onu, doğrusunu söylemek gerekirse ben bile tanıdığıma şüphe duyar gibiyim. Fikirlerimiz hiç uyuşmuyor ama nedense haklı çıkan taraf çoğunlukla o oluyor. Geçen zamanın arkasından konuşuyoruz, sade adam hep yüzüme yüzüme vuruyor yanlışlarımı, kendi kendime sinirleniyorum, sonra hak veriyorum sade adama, ben ne yaptım diyorum? Teselliyi yine içimde buluyorum, sade adamda. Fevri davranışlarım olduğundan bahsediyor sürekli, ani kararlarla düzenimi bozup kendi kendimi anamdan doğduğuma pişman ediyormuşum, sonra bir kenara çekilip insanlardan uzaklaşmayı, yalnız kalmayı çare olarak görüp görmezden geliyormuşum insanları. Kabul ediyorum sade adam, ben bugün yanlış bir kararım, yanlış sokaklarda yürürken kaybettim ayakkabılarımı, yanlış taşlara yalın ayak bastım. Yanlış hikayelerde yanlış kahramanları oynamaya çalışmaktan yanlış karakterler üzerime yapıştı hep. Yalan yanlış bir yalnızlık uydurdum, kafa tuttum bütün doğru olan kalabalıklara ve haksızım. Evet haksızım ama yanlış değilim, yalnız olmak yanlış değil. Yanlış kararlar vermek, yanlış sokaklarda yürümek, yanlış kahramanları oynamak yanlış yapar mı beni? Kime göre yanlış? Neye göre yalnız? Ben dün belli belirsiz bir karardım, çünkü karar vermek zordu, hangisi yanlış yoldu hangisi doğruydu bilemedim. Olduğum yerden bir yere gidememek ne kadar doğruydu? Ne kadar yalnız? Çözemedim. Dün belli belirsiz, bugün yanlış bir karar. Ben yarın doğru bir karar olacağım, kağıt üzerinde bıraktıklarıma nefes, hayata geçiremediklerimin elinden tutup yol olacağım. Doğruyu bulmak yanlışlardan geçer derlerdi hep, yanlışları geçeli iki sokak oldu, sokağın adı dikenliydi, biten bendim ama o hep zamana uydu, peşinden koşmamı istedi ama ben ayakkabılarımı iki sokak ötede kaybettim, vakit çoktan doldu. Dün belli belirsiz, bugün yanlış, yarın doğru bir karar olacağım. Şimdi sen söyle bakalım sade adam, neye göre yanlış? Kime göre yalnızım? Yıl dönümümüz kutlu olsun, bir sonraki gecede görüşmek üzere.

867ad6ec7336f3a4940ee2cd0cb7b02461d241e7_hq

Ne Fark Eder?

Arkada bıraktığım bir tarih var, ders çıkarmayı sevmiyorum tarihimden çünkü bir hata yaptıysam bir daha yapabilirim, bir daha inanabilirim inanmak istediklerime, bir daha yaşayabilirim ne yaşamışsam, bir daha susmak istediğim zaman gönüllerden ırak olabilirim ve kendime bir bağdat yaratabilirim sessizlikler içerisinde. Ama hep aynı tantanadan çıkar önüme hep aynı yollar ve ben aynı yerde dönüp durdukça başlar aynı dudaklardan hep aynı masallar. Ben sıkıldım, çocuk ruhluyum ama ilgimi çekmiyorsa söylediğiniz yalanlar bir gariplik var o masallarda, çünkü inanmaya değecek yalanlardan ibarettir masallar. Bana masal anlatmayın, inanmaya değecek yalanlarınız tok karnıma sığmıyor, içim hiç boş değil size karşı ve bu durum hiç hoş gelmiyorken kulağıma, bir kulağımdan girip diğer kulağımdan çıkıyor masallar. Bugünlerde ayıklıyorum insanları irili ufaklı, meğer ne çok taş varmış insanların kalplerinde,  gözardı etmişim. Belkide böyle inanmak istemişim kim bilir? Ama ben bilmeliydim, ortalığı karıştırmalıydım, bir kaos yaratmalıydım içimdeki söyleyemediklerimi söyleyip, insanların yüzlerine cümleler savurup paramparça etmeliydim kalplerindeki taşları, baş yarmalıydım en baştan ve gel  kaş yapacağım derken gözlerini çıkarmalıydım gözlerini hayallerime dikenlerin. Kıymetsiz sözlerle önemsizleştirmek gerekiyormuş yaşadığın güzellikleri, kaf dağının eteklerine çıkarmamak lazımmış insanları, kırıcı olmak lazımmış, elmas kadar katı. Yazdıklarımı okuyunca korkuyorum kendimden ama bugüne kadar hep parlaklık özelliğini örnek aldım elmasın, değişemem. Gün geçtikçe tarihimin sayfaları artıyor, yerli yerine oturuyor taşlar insanların kalplerinde ve başımı ağrıtıyor görmezden geldiklerim. Belkide böyle inanmak istemişimdir kim bilir? Ben bilmiyorum ve bilmek dahi istemiyorum. Zaten bilseydim bile ne fark eder?

surrealartworks38

Dünden Geriye

Sabah saatlerinde çıktım evden, omzumda hazırladığım çanta ile yola koyuldum ve ilk durağım her zaman uğradığım oyun salonu oldu. Oyun oynamayı çok seven bir insan değilim ama konsol oyunlarına hayır diyemiyorum, özellikle futbol oyunları ise durduramıyorum kendimi maalesef. Tek başıma oturdum ve oynamaya başladım derken orta yaşlarda bir abi beraber oynayalım mı diye sorunca kıramadım, o da yalnız gelmiş belli ki. Hem güzel oyunun, hem güzel bir sohbetin içerisinde bulduk kendimizi, oyun bitti ve sohbet arasında doğum günüm olduğundan bahsetmiştim, doğum günümü kutladı ve yanımdan ayrıldı. Oyun salonunun hemen yanında ufak bir kitapçı var ve ne zaman gelsem mutlaka uğrarım, içeriye dalmam ile beraber orada çalışan ablayla sohbetimizin başlaması bir oldu. Aradığım kitap hala gelmemiş maalesef, teşekkür edip ayrıldım oradan. Acıktığımı hissedip salaş bir mekana oturdum, bana ufak esnaflar her zaman biraz daha ilgi çekici gelmiştir, karnımı doyururken acaba bir sonraki durağım neresi olsun diye düşünüyordum ama bir sonuca varamadan ayrıldım oradan. Birden bire bir otobüsün içerisinde buldum kendimi, durağın birinde inip yürürken lunaparkı görüp içeriye girdim. Benden başka kimse yoktu, hemen dönme dolabın oraya gidip bindim, oradan inip çarpışan arabalara binmeye karar verdim ve tek başıma binip bariyerlere ve boş olan arabalara çarpıp durdum. Lunapark’tan ayrılıp Seyhan nehri yakınlarında, sessiz ve huzur dolu bir yere yürüdüm. Bir ağaç dibine oturdum ve yanımda getirdiğim kitabı ( Hemingway – yaşlı adam ve deniz ) okumaya başladım. Yarım saat kadar okuduktan sonra bir kaç metre öteye bir çocuk yanaştı, bir elinde olta diğer elinde yem poşeti ile. Sırtındaki çantayı yere bırakıp oltaya yem takmaya çalışırken çocuğu izliyordum, henüz lise sıralarındaki bu çocuk tek başına balık tutmaya gelmişti. Çok güzel değil mi sizce de ? Sakinliğin ve huzurun peşinde giden ayaklarıyla günümüz çocuklarından çok farklıydı ve kitapta da tam buna benzer bir çocuktan bahsediyordu, ne güzel bir tesadüf. Tutamadım kendimi ve yanına gidip sohbet etmeye başladım, sonra nehir’in farklı yerlerine gidip olta atmaya başladık. Bir saat kadar çocukla beraber oradan oraya olta attık ama kısmetimiz yokmuş ki bir tane bile balık tutamadık. Doğum günümü kutlayıp yanımdan ayrıldı çocuk, gitme zamanı gelmişti. Teşekkür edip tam ters noktalara doğru yol aldık, ben yine eski yerime geçip kitabımı okumaya devam etmeyi planlarken suyun içinde 4-5 çocuk yüzüyordu. Ağacın dibine oturdum ve çocukların kahkahalarını izledim onlar sudan çıkıp evlerine gidene kadar. Kitabımı okumaya devam ettim, yarısına gelmiştim ama artık gitme vaktim de gelmişti, hoş nereye gideceğimi de bilmiyordum ya… Halı-saha maçım olduğunu biliyordum oraya gidebilirdim ama daha çok erkendi. Kulaklığımı takıp özenle düzenlediğim playlist’imi dinleyerek nehir kenarındaki yürüyüş yolunu kullanarak bir saat içerisinde halı-sahanın kapısından içeriye girdim. Halı-saha içerisinde baya kalabalık vardı, futbol okulu seçmeleri varmış ve 70-80 kadar çocuk (6-12 yaş arası ) top peşinde koşturuyordu, takım hocaları tarafından takımlara ayrılmış ve sırasıyla takımlar aralarında maç yapıyorlardı, maç sırası gelmeyen takımlar veya maç yapmış takımdaki çocuklar ise tribünlerden diğer arkadaşlarına destek veriyordu. Tribündeki çocukların yanına oturdum ve saatlerce hem çocuklarla sohbet edip hem maçları izledim, o kadar güzel oynuyorlardı ki… Çok güldüm ve çok eğlendim. Derken bizim maç saati yaklaştı ve takım arkadaşlarım gelmeye başladı, ardı ardına iki maç yapacaktık ( 22-23 ve 23-24 saatleri arasında), ilk maçımız başladı ve daha önce yenildiğimiz bir rakibi 7-4 yenmeyi başardık. Kazanan takımların yaptığı maç sonu röportajına katıldık takımca, galibiyeti benim doğum günüme hediye ettiler, çok sevindim buradan hepsine teşekkür ediyorum. Hemen diğer maça başladık ve maç 5-5 berabere bitti, yorgunduk ama çok keyif aldık takımca. Üzerimi değiştirmeye gittim soyunma odasına ve geri arkadaşlarımın yanına geldiğimde bir sürpriz ile karşılaştım, takım arkadaşlarım, bazı samimi arkadaşlarım, hakem, kameraman ve halı-saha sahibi abimiz bir masa ayarlamış, benim için pasta almışlar. Doğum günü kutlamayı sevmediğimi söylemiştim ama sağolsunlar yine duramamışlar. Mumları üflerken bir dilek diledim, kabul olmadı ama olsun, olmasın. Doğum günümü bu şekilde geçirdim ve her dakikasından çok zevk aldım, attığınız mesajlar için çok teşekkür ederim. Çocuklarla dolu bir gün ne kadar kötü olabilir ki? Kendimi seviyorum, kendimle vakit geçirmeyi seviyorum ve hayatın bütün kötülüklerine rağmen yaşamayı seviyorum. İyi ki doğmuşum, iyi ki varım, iyi ki böyle bir adamım.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑