Çare Bu Değilse Bile

Bir asır yaşar mıyım? Hayatımdaki meçhul sorulardan sadece birisi bu. Şu sıralar çeyrek asıra demir atmaya hazırlanırken, zincirlerimi sağlamlaştırma çabası içerisindeyim hayat denizinde, arkama dönüp baktığımda geçen zamanın bana kattığı olgunluk seviyesini kıyaslıyorum içimde kalan çocuk yanımla. İçimde ne kadar çocukluk var? Hala ne kadar çocuk olmaya hevesliyim? Ya da bir asır yaşamayı ister miyim? Bilmiyorum, kaderde kaç nefes kaldı? 23 yıldır bu dünyada adım atıyorum, nefes alıyorum, gülüyorum, ağlıyorum. Değişmiyor bazı şeyler, güneş doğuyor, batıyor ve buna gün deniyor, 23 yıllık bu döngüme ise yaşam veya yaşantı. Benim hayatım hep dağınık geçmiştir, düzenli bir hayata geçiş yapamadım çeyrek asırdır ve bu yüzden uzun vadeli hayallerimin peşine çok takılmam. Hiç kimse gerçekleşmesini istemediği olayların hayalini kurmaz tabii ki de fakat gerçekleşmeyeceğini bilirse peşine düşmez benim gibi. Siz önünüzü görmeseniz adım atar mıydınız? Sanırım içimde çok çocukluk kalmamış, uzun zamandır yazmıyorum, olgun düşüncelerime çocukça geliyor yazdıklarım. Dedim ya, hep dağınık geçmiştir yıllarım, nerede bir macera duysam kendi hikayemi yazmaya başlıyorum içinde, ne ara karar verdim? Ne ara bu maceraya atıldım diye sorular sormuyorum artık alışkanlıktan. Ben haricinde çevremdeki herkes şaşırıyor verdiğim kararlara. ” Neyin peşinde bu çocuk! ” sorularını bana sormasalar bile duyuyorum. Tepkisiz kalıyorum ve buna sessizlik adı veriliyor, bir de üstüne üstlük suçlanıyorum sanki sessiz kalanlar hep suç işliyormuş gibi. Derdini kolay kolay dile getirebilen insanları yıllardır şaşkınlıkla izledim, hepsi ” sıkıntılar paylaşınca azalır ” yasasına bağımlı yaşıyor sanırım. Ben onlardan olamadım bir türlü, açıkçası olmaya yönelik bir çabam da olmadı. Utangaç bir yapıya sahip olduğum için çekinirim derdimi paylaşmaktan ama içimde büyür, olgunluk seviyemi arttıran bir husus. İstemese bile büyüyor insan, geçip giden zamana özlem duyuyor. Büyüdükçe kendim ile çelişki yaşadığımı, değiştiğimi fark ettim. Şimdilerde çelistiğim noktalardan cekiştiriyorum kendimi sağa sola, kendi kendini derde sokup sessiz bir ömür sürdürmekteyim ama suç işlemiyorum, sessizliğim suçluluk duygusunun getirdiği bir psikoloji değil. Kabul etmesem dahi mükemmeliyetçi bir insan olduğumu anladım, bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı hayatımda, arası yok. Bu mükemmeliyetçi tavrımı kendime de sormuyor değilim, acaba sen mükemmel misin Mücahit? Cevap vermek zor değil aslında fakat sessiz kalıyorum ve suçlu değilim. Mükemmelim desem ego tatmini, değilim desem haksızlık etmiş olurum yaşamıma veya yaşantıma. Uzun vadeli hayaller kurmadığını söyleyince sanki bu hayattan isteği olmayan bir insan gibi gözüküyor olabilirim, bu hayatı alacak verecek davasına dönüştürüp masaya döksek herkes alacaklıdır hayattan, kimse kendinden ödün vermek istemez. Çünkü herkes kendince dünyanın en iyisi ve asla kötü bir insan değil ama herkesin hayatını karartan bir kötü insan vardır. Bu ironinin içinde hangi saftayım diye soruyorum bazen kendime ama kime göre? Demir atmaya hazırlanırken çeyrek asıra elekten geçirmem gerektiginin farkına varıp hayatımdaki taşları usul usul ayıkladım, çevremde fazla insan kalmadı ve insan çevresinde fazla insan olmadan da insan gibi yaşayabiliyormuş. Muhtemelen hayatından çıktığım insanlar veya hayatımdan çıkardığım insanlar tarafından bu ironide kötü rolünu oynuyor olabilirim, hayatımda kalan insanlar için ise şimdilik iyi rolüne devam edebilirim. Çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi? Bu soruya yanıtım yok fakat ben her ikisinide yaşamayı tercih edenlerdenim, şehir şehir gezip yeni insanları tanıyorum ama taşlarımı yeni elediğimden kalıcı bir insan olmuyorum onların hayatlarında. Bunun yanı sıra okumaktan sıkılmıyorum, hem yeni tanıdığım insanların hayat tecrübeleriyle tanışırken hem diğer yandan başkalarının hikâyelerini okuyarak kendime en güvenli rotayı çizmeye çalışıyorum da diyebilirim. Kendimi beğendirme çabası hiç olmadı bende, yazdıklarımda bir okunma çabası da olmuyor. Beğenilirse bu ekstradan gelen bir mutluluk olarak kabul ediyorum, böylesi mutluluğun nereden ve ne zaman geleceği belli olmaz sözüne daha sıkı bağlıyor beni. Daha yaşım genç olabilir, önümde koskoca yıllar, bilmediğim şehirler olabilir, görecek, duyacak şeyler de. Ama ben insan bildiği kadardır cümlesine inanırım, bildiklerim sınırlı ve bu sınırın içinde özgürüm. Ha bir de bilmediğim sanılan, benden saklanan olaylar içerisinde saklambaç oynuyorum çok çocukluk kalmasa da içimde, sessiz kalıyorum ama suçlu ben değilim, benden saklayanlarda. Eskiden kin tutmak ve intikam almak gibi çocukça davranışlarım da olurdu, zamanla benden eksilttigini hissettim duygularımı, kör bir adam olmak bana göre değil, güzel şeyleri görmeyi hak etmek için sabırlı olmak gereklidir. Sözlerimi bitirirken okuduğum kitaplardan bir alıntı ile veda etmek istiyorum. Ben biraz sessiz kalayım ama suç işlemiyorum, sadece demir atmaya hazırlanıyorum çeyrek asıra. Kim bilir belki nasip olmayacak, uzun vadeli hayal kurmak istemiyorum.

” – Biliyor musun? İnsanları öldürüyorum Portuga.

+ Bunu nasıl yapıyorsun Zeze?

– Onları unutarak. ”

( Şeker portakalı, José Mauro De Vanconcelos )

Çare bu değilse bile, inanıyorum.

Reklamlar

Pâyidarım

Özlemenin ne demek olduğunu bir kez daha anladım bu pencereden seni izlerken, adımlarının bana doğru geldiği her anı saklayabilirim hafızamda. Yan penceredeki çocuğun gülümsemesini hatırlıyorum bana doğru anne kucağından, aşağıdan senin bana doğru gelen adımlarını izlerken, sol tarafımdaki çocuğun bana gülümsemesi hissetmek, sıkışıp ölebilirdim oluşan bu saflığın arasında. Bu sokak adımlarını kokladı bir defa, ben eylülü tüketmiştim oysa, yeniden doldu ciğerlerime, ekim yalnız kalsın biraz, ben bu eylülde yeniden doğabilirim. Yeniden yükselebilirim belki yerden aşka, yeniden tutunma şansı yakalayabilirim saçlarındaki şiire, bir mısra daha ekleyebilirim yanaklarına, belki bir söz, belki bir nefes olabilirim umudu kayıp gecelerinin ardında yapa yalnız kalan çaresizliğine, ben bize umut olabilirim yeniden. Sesine saklandığım kadın, sen benim gönlümüne kurulan payitaht’ın pâyidarısın, sür hükmünü kalbimde ki ben dört mevsimi bahar kılayım yalnızlığımıza. Kimseye ihtiyaç duymayacağımız yeni bir dünya yaratabilir miyiz sence? Kimsenin okumayacağı yeni bir hikaye yazabilir miyiz? Aklımı böyle sorularla meşgul etmeyi seviyorum, içinde senin olduğun her sorunun cevabını ezbere bilmek beni zeki biri yapmıyor belki ama aşktan tam not almayı başarabiliyorum her defasında. Artık aynı evin kapısından beraber çıkıp yürümüşlüğümüz var ayın en güzel olduğu geceyi izlemek için, yan yana geçen bir kaç saat ve paylaşılan hayallere sarılmışlığımız var. Ben bu eylülü bir daha tüketmem, ekim yalnız kalmaya mahkûm olsun. Ben bu eylülde bizi baştan yazabilirim.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑