Nakavt

Maç günündeyiz, bu sabah üzerimdeki bütün güzel duyguları çıkarıp sakladım sandığın içine, yıpranma payı hesaplanmayan bir hayatın içerisinde içimde kalan bir kaç güzelliği kaybetmeyi göze alamam. Ölüm kalım savaşı bu, karşımda en azılı rakipler kollarını açmış beni bekliyorken, ellerimde papatyalarla ringe çıkamam tabii ki de. Sağ köşede kana susamış iftiralar, sol köşede üzeri gülümsemelerle kaplanmış yalanlar göz kırpıyor suratıma. Hakemi vicdan olan bir maçın içerisinden yara almadan çıkamazsınız ve bazen hayatta kalmak için yaralanmayı kabul etmeniz gereklidir ki o yara sizi hayatta tutsun, nefes aldığınızı hatırlatsın, iyi kelimeler dudaklarına değmemiş insanlara karşı sert bir direniş gösterdiğinizi kafalarına vura vura öğretsin. Kaçıncı maçım bilmiyorum ama her defasında ufak sıyrıklarla atlattığımdan mıdır bilinmez halâ yüzüme yüzüme ” Bana muhtaçsın ” diyen insanlar görüyorum etrafımda. Hoş, yüz veren ben olduğumdan astarları eksik olsun istemiyorlar. Hiç olmadığım kadar odaklandım hayata, kendimden vazgeçmek istemiyorum, kollarım zayıf olabilir ama insanları başımın üzerinde taşıdığımdan gövdem ağır darbelere alışkın hale geleli baya oldu. Din dong! Baam… Nakavt. Ben sandığımın başına gidip üzerime mutlu bir şeyler giyeceğim, üzerine yalan ve iftara bulaşmış eldivenlerim sizin olsun, benim artık kavga etmeye ihtiyacım kalmadı. Ve sen kadın, yaklaş bana, ellerini uzat, sana sakladıklarım var. Mutlu bir şeyler…

U-boks-eldivenleri-3-spor-kanvas-tablo1471441486-800.jpg

Reklamlar

Hadi Beni Uğurla

Nasıl da sana fark ettirmeden değiştiriyor yüzünü zaman, istersen her gün saatlerce ayna karşısında kendine bak, değişim fark edemeyeceğin kadar ufacık.Tıpkı bu şekilde vazgeçtiğimi hissediyorum biraz kendimden, biraz senden. Görünürde bir şey yok ama faaliyeti devam eden bir terkediş var içimde, belki de temizlik, bilemiyorum. İnsan büyüdükçe kirlenir mi? Yoksa temizlenir mi geçmişinden ? Bunu zamanla eskiyen fotoğraf karelerinden anlayabilir miyim dersin? Boşver zaman gösterir derler, bekleriz. Zamanın gösterdikleri her zaman iyi olmuyor, korkuyorum. Bu terkediş devam ederken fark ettim de yazmak bana göre değil sanki. Ben sessizliğin peşinden koşmaya alışkın, suskunluğa biçare bel bağlamış bir adamım, yazdıklarım söyleyemediklerim ise, ne kadar sessiz kalabilmiş sayılabilirim ki? Bir yanım devam et, diğer yanım içinde ki görünmeyen terkedişin peşinden koş ve yakala diyor. Yani dursam sessiz değilim bana aykırı, koşsam hayallerimden fark etmeden uzaklaşacağım bir psikoloji içerisinde değişimime boyun eğiyorum. Hem ben gözlerimin gördüklerinden ve kulaklarımın duyduklarından oluşan bir sofrada doydum hayallerimi başkalarının heba etmesine, hamd olsun. Şimdi ise o sessiz kalmaya alışık yanımı yaka paça kendi ellerim ile kovalıyorum sayfalara. Sessizdik, ve hiç bu kadar güzel olmamıştı aslında sessizlik. Dudaklarımda bir yalnızlık hikâyesi, parmak uçarımda sessizliğime karşı savaşmakta olan cümleler ile fark etmeden değişiyorum. Hadi beni uğurla ama hoş kalmayacağım, biliyorum.

Kime Diyorum?

Rotası ayrı iki gemiyiz birbirinden habersiz, aynı sularda farklı özgürlükler peşinde. Aynı cümleleri söylüyoruz belki gökyüzüne ama bir yarımız hep farklı kara parçalarının üzerinde yaşayan insanlarda kaldı. Biz aynıyız demiyorum fakat ikimizin de kırgınlıkları var farklı farklı, ne bu sen senle aynı, ne bu ben benden haberdar. Mesela ikimiz de kuşlara özenle bakıyoruz, kanatlarımız yok ama uçmayı çok iyi biliyoruz, martılardan. Sen benim sokaklarımdan geçmedin hiç, benim adımlarım hiç sana doğru göz kırpmadı. Bizim hakkımızda bildiğim bir şey daha var, ne mi? İkimiz de paylaşmayı seviyoruz. Nereden mi çıkardım bunu? Herhangi bir saate yüz çevir lütfen, saniyeler geçiyor değil mi? Ben bunları yazarken de saniyeler yerinde duramıyordu ve sen bunları okurken de aynı şımarıklığın peşindeler, söz geçmiyor. İkimiz de birbirimiz ile şuan vaktimizi paylaşıyoruz hemde birbirimizi tanımadan. Sana bir sır vereyim mi? Hiç karşılaşmadık demiştim ya, o artık masum bir yalan. Çünkü ben bu satırları yazarken senden bahsettim, kelimelerime biraz sen karıştı ve sen bu satırları okurken yüreğine biraz ben bulaştım. Tanışma vaktimiz gelmedi mi sence de ? Merhabalar, ben Mücahit.

Ses Etme

Sus, ses etme. Sen konuşursan ben dökülürüm geceden sabaha kâğıda, ben dökülürsem kağıda seni yazarım, kendi kendine konuşmuş olursun deli derler, alay ederler. Gözlerini çevir, bana bakma. Bakarsan aşık olurum, ben biraz sakar sayılırım, elimi yüzümü şiire bulaştırır şair olurum, kalpten kalbe dokunurum, kaybolurum. Çek, elini uzatma. Sen bana elini uzatırsan sana alışırım. Başıma kötü bir şey geldiğinde yanına koşar, sana sığınırım. Şikâyet ederim çocuk gibi dünyayı sana, şikâyetim bitmez ve başını ağrıtırım, kıyamam. Dur, gelme. Sen bana gelirsen baharsız kalır geldiğin yer. Bencillik eder seni kendime saklarım, gözlerimi karartır meydan okumaya kalkışırım karanlıklara. Sen yanımdayken kavga edemem insanlarla, sana zarar gelir ziyan olur baharın, korkarım. Hayır, gülme. Sen bana gülersen ben sana tutunurum, seni mutsuz edersem tutunduğum senden düşer, kırılırım. Yüzünden bir an gülümsemen eksik olursa küserim zamana, kaybederim. Sen ses etme, bana bakma, elini uzatma, gelme ve bana gülme. Ben sen fark etmesen de seni duyar, sen fark etmesen de sana bakar, sana sarılır, sana gelir ve sana gülümserim. Ben böyleyim, sen hissetmesen de ben yokluğunda senin ile yaşamayı becerebilirim. Hem benim rüyalarımdan damlaya damlaya biriktirdiğim yetmiş üç dakika var ceplerimde senin ile geçirdiğim, bana yeter. Hayal kırıklığımı dersin? Hayır. Sen benim ifade etmek istemediğim, herkesten gizlediğim, keşfedilmemiş özlemim’sin.

Çare Benim

Farkında olmadan farklı bir insana dönüşmüşüm yıllar geçerken. Dünyaya farklı bakmak, adımlarını bir yerlere yetişme çabası olduğu için değilde deşarj olmak için atmak, başarıyı başkalarının sözlerinde aramayıp kendi kelimelerimle kutlamak ve buna aşık olmak. Yirmi iki yılda bir baltaya sap olmadığımı düşünen insanları ormanlarımda gezdirip susturmak. Kapılarımı kapatmak özgürlüğüm benim, dünya hapishanesinden kendimi böyle kurtarmanın peşindeyim. Cevabını bildiğim sorulardan geceler yaratmak ve gecelerden gerçeklere umut yağdırmak mesleğim. Bilmediğim sorulardan uzak durmak, sorunlardan muaf olmak ise hobim. Yazmak benim kaçmaya calışmadığım fobilerimden, korkularımdan bahsetmek ve her okuduğumda korkularımın içinde nefes almaya çalışmak eğitim sistemim, gelişmekteyim. Ruh halime göre bazen zirvedeyim bazen dipte ama yalnız değilim, iki kişiyim. Gündüzleri sıradan, geceleri bu dünyadan değilim. Fazla mükemmelim veya mükemmeliyetçi, insanlara el açıp sevgi bekleyen dilencilerden değilim. Tercihlerini kendine göre seçen, kendi kendine gülen, insanlara göre yalnız ama kendine göre kalabalık bir şehirim. Ben kendimin sesiyim, sessizim kırgınlıklarıma ama çare susmak değil bu baş kaldırdığım iç dünyamdaki kaos’a, çare benim, çare kendim. Çare benim, çare…

Çürük His

Bakmayın öyle dağınık olduğuma, gönlümü hep temiz tutmaya çalışırım ben. Bilirim ki içimde ufak bir çürük his barındırırsam içten içe çürütür bütün hislerimi. Kör ile yatar şaşı kalkar hayallerim ben umutla bakmaya çalışırken dünyaya, netliğini kaybeder gerçek diye sarıldıklarım. Bilmediğim bir hata işlemiş gibi duruyorum öyle uzaktan, söylediğim sözlerden kırılanlar var gibi. Tastamam kırgın sabahlar, yarım yamalak yüzüme bakan insanlar ve dinlediğim şarkılara tamamlaya çalıştığım yirmi dört saatin ilk ışıkları ile bilmediğim hatamın çürük noktasını bulmaya çalışıyorum yazdıklarımda, çürütmesin hislerimi. Süt dökmüş kedi misali oradan oraya sessizim, oradan oraya hatalı hissediyorum kendimi. Her şeyi o kadar çok umursuyorum ki kusursuz olsun istiyorum gönlüm, çürük olmasın. Ya gerçekten hatalı olan ben değilsem? Ya o bilmediğim hatada aramaya çalıştığım çürük, kalbime sığdırmaya çalıştığım insanların düşüncelerinde ise? Yine de çürütür mü dersiniz hislerimi? Korktuğum başıma gelir mi? Gelir elbette değil mi? İçimdeki çürük hisli olan kişi kim peki? Dostum mu? Arkadaşım mı yoksa kardeşim mi? Sevdiğim? Saçmalıyorum ama neden hatalı gibi, neden korkuyor gibi hissediyorum peki? Ben bu korkuyla yaşayamam, ben bu korkuyla temiz kalamam, gönlümü temiz tutamam. Hem kaç çocuk gördünüz gönlü kirli? Ben bu korkuyla çocuk kalamam. Ben hep temiz yaşadım, temiz kalmak içinse bazen hayatından eksiltmek gereklidir insanları. Her kimsen ve kalbimin hangi ücra köşesinde saklambaç oynamaya çalışıyorsan benimle, kusura bakma. Elbet bir gün yankılanır sobe sesleri sokaklarımda ve seni bulurum. Ben çocuk kalmak istiyorum, senden kurtulurum. Kimsenin benden daha değerli olmadığı bu dünyada uçurtmamın peşinden koşar gerekirse yalnız kalırım, temiz. Ama o içimdeki çürük hissi sustururum.

Son Ses

Bugün farkettim, yazdıklarım bana bir şeyler anlatamaya çalışıyor. Kendi kendime anlatmaya çalıştığım bir şeyler var. Ya gerçekten anlamıyorum ya da anlamamazlıktan geliyorum. Sessizim ama anlatamadığım için değil, anlayamadığım, anlamamazlıktan geldiğim için. Bu kendime bir not veya bir varsayım üzerine kurulu iç çekiş. Dışa vurmak iyi değil çünkü içten içe sessizlik, içten dışa belirsizlik hali.

Çocukluk Etme

İnsan korkuları ile burun buruna geldiği dakikalarda daha net anlıyor, burnunun dikine doğru gittiği zaman burun direklerinin sızlayacağını. Bile bile lades diyor kadere, sonunu bile bile adım atıyor uçuruma ve mutluluktan uçtuğunu sanıyor, cahil cesareti. Soyutlanmak istiyorum tüm somut gerçekler tarafından, hiç olmamış gibi olsun istiyorum yazdıklarımı, yaşadıklarımı yazdığımdan silmek zor geliyor. Hiç yazmamış gibi yapsam, hiç yaşanmamış gibi davranıp portakalımı soyup salıncağımda sallansam çocukluk yapmış olur muyum sizce? Ben çocuk olmak istiyorum, gözümün yükseklerde olmasının tek sebebi uçurtmam olsun istiyorum. Mutluluktan uçmak da istemiyorum, kuşlar uçuyor benim yerime diye düşünüp gökyüzüne tebessümler bırakmak istiyorum. Hiçbir şarkıda hüzünlenmek istemiyorum mesela, hatırladığım kimse olsun istemiyorum. Sarılmak istemiyorum kâğıda, parmaklarımın arasında kalemi çevirmek, kelimeler ile dans etmek çok mu mutluluk veriyor sanıyorsunuz? Anlatamadıklarımı anlatmıyorum burada, burnumun dikine gittiklerimi anlatıyorum ben, benden gidenleri anlatıyorum. Burnumun direkleri sızlıyor, korktuğum ne varsa burun buruna gelmek değil de, sırt sırta vermek istiyorum kader karşımıza geçip alay ettiğinde bizimle. Korkutmak istiyorum zamanı, eğer benden geçersen seni öldürürüm demek istiyorum dakikalara. Sonra şaka yaptım demek istiyorum çocukça, nasıl korktun ama demek istiyorum. Büyük oynuyoruz çocuk kalmak isterken ve kimse sen çocuk kal demek istemiyor nedense. Burnumuzun dikine gidiyoruz çocukken büyümek isteyip, korkularımız ile burun buruna gelip büyüyoruz ve burun direklerimiz sızlıyor. Bilseydim büyür müydüm çocukluk edip? Burnumun dikine gider miydim? Giden zaten gidiyor, sen dur yerinde derdim kendime çocuk, çocukluk etme.

Şimdi Tam Zamanı

Yardım etmek istiyorum içimde biriken vadesi gelmiş kelimelerin dudaklarımdan çıkmasına, özgürlüğüne sahip parmaklarımla yazıyorum ve rahatlatıyorum içimi. Vakitli vakitsiz rahatsız ediyorum ilham perimi, durumdan şikâyetçi değil, gülümsüyor, gülümsetiyor beni. Bazen ‘’ Vur dedikse öldür demedik ya! ‘’ diye çıkışsa da yalnız bırakmıyor. Bir fotoğraf karesinde saklıyorum yazdıklarımı, kırmızı yanaklı bir kızın kirpiklerinden düşüyor aşk fotoğraf karesine. Vaktimi alıyor yazdıklarımı fotoğraf karesine okumak ama vaktimi öldürmüyor, yaşatıyor. Zamanı saklamanın bir yolunu buldum diyorum kendi kendime ben zamanı har vurup harman savururken, sonra asıl sakladığımın zaman olmadığını anlıyorum. Fotoğraf karesi gülümsüyor, sakladığımın umutlarım olduğunu gözler önüne seriyor, hemen topluyorum çünkü göz değiyor ve gözden akıttığım zamanlar oluyor. Ben bazen kitap bile okuyorum fotoğraf karesine, zamanı değerli kılıyorum ve zaman kazanıyorum herkes zaman kaybederken. Şimdi tam zamanı diyorum bazen parmaklarıma zamanı durdurmanın, fotoğraf karesi açılıyor ben yardım ederken içimde birikenlere ve gülümsüyor. Ben dünlerimi bugünkü hislerimle saklıyorum fotoğraf karesine ve bu yüzden zamanla daha çok seviyorum seni. İlham perim gülümsüyor ve ben bir kez daha kirpiklerine saklıyorum aşkı. Zamana boyun eğmiyorum, sesini hatırlıyorum, unutmuyorum zamanla. Çünkü ben seni severken zamana hükmediyorum.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑