Kelebeğin Kanatları

Tek başına hiçbir hikaye yaşanmıyor, yalnızlık bir hikaye olarak yaşansa da yazılmıyor. Biz kelebeğin kanatlarına umut bağladık. Bu yüzden naif, kırılgan ve kısaydı hikayemiz. Yazdığım yalnızlık hikayesi değil, kelebek kadar güzel, kelebek kadar masum, kısa da olsa etkisini kelebeğin ömrü kadar değil de, ömrüm boyunca nefesimde taşıyacağıma inandığım bir hikaye. Mühim olan kelebek etkisi değil, yaşanmış olması halen rüyalarımı süsleyen bir dizi mutluluk abidesi, umut vakası. Bir umuda sahip olmak ne büyük zenginlikmiş, ben ne fakir bir insanmışım eskiden. Bir sona bağlanmadan bağlı olduğun duyguların etkisi de kelebek, kelebek öldüğünde etkisi daha da büyük oluyor. Hani gün geçtikçe düşünceler deniz, sorular derya oluyor ya? Gözlerimden kalbime, dudaklarımdan zihnime akıp yer yapmış olaylar içerisinde ıslanmaya devam ediyorum. Hiçbir damladan şikayetçi değilim, kelebekten de. Hem kelebek olmasa kendi dünyamdan çıkıp, koşmazdım peşinden papatya papatya. Nasıl bakarsa öyle görüyor insan ama nasıl düşünürse öyle yaşıyor. Turlar dururdum kendi eksenimde, yörüngemden bir adım atsam depremler, volkanlar patlayacakmış gibi bir korku düşler korkardım. Kördüm, karanlık yaşar, karamsar düşünür, karla karışık yaşardım, soğuk soğuk. Bir kelebek güneş açtırabilir, bir kelebek bahar getirebilirmiş. Ben bahar düşünmeyi gördüm, artık ne kör ne karanlığım. Kelebeğim yok ama etkisi halen nefesimde, sıcak. Korkularım yok, kaygılarım yok. Aksine bir hikayem var, şu an içinde olmasan bile bir zamanlar bu hikayede idin, naif idin, kırılgan idin, kısa idin ama güzel idin, masum idin. Umut şimdi bir rüya kelebek kanatlarından, papatyalardan bir nefes, iyi ki.

9fdb7678-0603-4bc4-bf44-1d4fd07540b4

”  Tüm çiçeklerden güzeldir papatyalar. ”

Reklamlar

Kendime Binaen

Uzak durmam gereken şeylerin içine içine doğdum, bu da karşılık beklemeden sevdiğim ne varsa ” Bir gün karşılık bulur mu acaba? ” adlı masum bir soruyu doğurdu. Birçok kez dünyaya geldim, aynı soru, aynı sorun, aynı bekleyiş ve aynı cevapsız kalışlar yaşadım. Rüya gibi fakat değil, rüya içinde rüya, gerçeğin yansıması desem olması pek ihtimal değil. Uç kısımlarını kaçırdığınız bir hayat içerisindeyseniz dikkat dağınıklığına terk edilirsiniz, toparlanması güç bir bilinçaltının götürdükleri, getirdiği acılarla kıyasıya yarışır. Karşılık beklediğimden değil hani, masum soruların delisi oldum, hastalığım buna binaen sevgi dolu fakat bekleyişler gerilim seansları adı altında ürkütüyor, dağıttıkça dağıtıyor. Bu denli bir ikilemin karşısında ağrı kesiciler gündelik ve etkisi bir önceki günden daha etkisiz oluyor, tercih yapmak ise pekte sağlıklı değil. Ben hiç kendimi bir kenara çekilmiş, sessizliğe teslim olmuş bir şekilde kendimle yüzleşirken bulamadım, belki de kendimi hiç bulamadığımdan olabilir diyorum bazen. Yanlış doğru ayırt etmeksizin, korkularımdan köşe bucak kaçmadan, cesurca, büyük bir özveriyle, düşmekten çekinmeden dimdik sarılsaydım keşke kendime, bir tercihte bulunabilirdim belki de. Çoğu kimse kendini yanlış biri olarak görmez, benim safım akıldan yana ama kalbimde büyük bir günahkar taşıyorum. Kendimi yanlış biri olarak düşünüyor ve öyle hissediyorum, kendimden korkuyorum, ayna karşısında bile başım omuzlarıma dönük, omuzlarım ayaklarıma, düşmeye yakınım ve çekiniyorum. Uzak dursaydım dediğim ne varsa içine içine doğdum ve daha büyüyemeden yok oldum ben, bütün naaşım çocuk kokuyor. Bir gün kelebek arkasında koşarken, bir gün salıncaktan düştüğüm zaman, gökyüzünde bir yıldız kayarken, bir gün seni yazdığımda, bir gün beni okuduğumda ama en son aşık olduğumda ölü buldum bazı hislerimi. Keşke kendimi biraz önemli bulsaydım, kendimle konuşsaydım, çözüm bulsaydım, kendime sarılsaydım. Zaman durmadı ilk andan bu satırları yazdığım ana kadar, ben şahit olmadım ve ölene kadar da olmam, artık uzak durmam gereken ne varsa uzak duruyorum, çok öldürdüm, şimdi yaşatma zamanı.

aşk

” Kendimle kavgam seninle dargın.  Anlaşılmak zordu anlamaksa hepten hayal artık. ”

 

23 Yıllık Şiir Ve Ben

Bugün 23 yıllık hayat şiirimin 23’üncü satırını tamamlamaya hazırlanırken şiirimin ne denli olduğuna bir göz atmak istedim. Gökyüzü rengini değiştirdiği her dakika sen farkında olmasan bile değişiyor, büyüyorsun. İnsan geride bıraktığı zamanın değerini hep arkasından baktığında anlıyor, cevabını bulamadığım soruları es geçmektense kendi kendine cevaplamak, sorgusuz sualsiz inanmak istedim hep ve öyle yaşadım. Artık sorguluyorum, yine inanmak istiyor ve yine inanıyorum ama sorgusuz sualsiz değil, elle tutulmasa da ufak, gözle görülür bir nedene sarılıyorum inanmadan önce, yanılsam bile sarıldığım o ufak duygunun yokluğunu inkar edemem. 23 yıl önce yazmaya başladığım bu şiirin hiçbir satırını öylesine yazmadım, yaşamadım. Hepsi benim çocukluğum, gençliğim, arkadaşlığım, kardeşliğim, aşklarım vesaire diye uzar gider satır satır. İnsanlardan uzak sade bir yaşam istiyorsanız hep kalabalıkların içine içine düşüyorsunuz,en azından bende böyle oldu. Olsun dedim, yazdım, yaşadım, sarıldım, kazandım, sevindim, kaybettim, üzüldüm, kin tuttum, öfkeden kudurdum, saldırdım, yaralandım ama şikayetçi olmadım. Çünkü her ne yaşamış olursan ol yaşamak güzel, bir şiir olmak güzel. Aklımdan ne geçerse dilimden o fırladı benim hep ama bazen kalpten kaleme giden yollar sıkışık, parmak uçlarımda cümleler trafiği, kalabalık nefesimi kesiyor, yazılmıyor bazı kelimeler, sessiz kaldıkça misafirlikten terfi edip ev sahibine dönüşen onlarca kelime var içimde, olsun diyorum olsun başka şeylerden bahsederiz. Satırlarımı ayırmadım hiç, hepsini özenle yazmış olsam da bazılarının değeri alt üst, bazılarının değeri zirve yaptı yaşadıkça. Mesela 19’uncu, 20’inci’ 21 ve 22’inci satırlarım rüyalarımda gördüğüm güzel bir hikayenin yansıması olarak geçti satırlara, 18’de psikopat ruhlu bir gencin kalemi vardı, 16’da sessiz bir ergen, 11’de yıldızların güzelliğini keşfetmiş bir çocuk ve bugün 23’ünde…. Dedim ya, bazı kelimeler trafiğe takılı kalıyor, yazılmıyor işte. Bugün hayatıma bir satır daha ekledim, bugün benim doğum günüm, 24’ün ilk harfleri dökülmeye başladı bile satırlara. Bu şiir kaç satır sürer gider bilmem, yaşamadan yazamam ama bir satırı hep eksik, hep yarım kalacak.

” İlelebet de dönmez olsan bil ki yalnız nöbetteyim. ”

Sosyal Medya Hesapları

Hepinize merhabalar arkadaşlar, son bir aydır içinde bulunduğum bir durumdan bahsetmek istiyorum. Aslında bu durumu burada geçirdiğim 3 yıl içerisinde çok yaşadım, çoğunuzun bildiği gibi yıllarda burada ”Dağınık yaşayan adam ” olarak paylaşımlarda bulundum ve bana ulaşmak isteyen insanlar sosyal medya hesaplarından bu ismi aratarak bana rahatça ulaşabiliyordu. Son 1 yıldır sosyal medya hesaplarımdan bazılarını kapattım, bazılarının da ismini değiştirdim. G-mail üzerinden bana atılan mesajlar, çerez mesajları, reklam mesajları, ve sosyal medya hesaplarımın mesajları arasında kaybolup gidiyor bu yüzden geç görüyorum veya hiç göremiyorum. Ayrıca son bir aydır g mail üzerinden beni takip eden bir çok insan olduğunu fark ettim, böyle bir sıkıntının yaşanmaması için sizlere kullandığım iki sosyal medya hesabımın isimlerini paylaşacağım. Çok fazla mesaj alan bir insan değilim ama attığınız her mesaj veya sormak istediğiniz her soru benim için önemli o yüzden boşa gitmesini istemiyorum. Çok aktif kullanmasam da instagram hesabım ; @mucahitserinn ve daha aktif olduğum twitter hesabım ; @micocum hesaplarından bana ulaşabilir, sormak istediğiniz soruları veya yazmak istediğiniz mesajları bana bu hesaplardan ulaştırabilirsiniz. Kendinize iyi bakın, yeni yazılarda birbirimizi bulmamız dileğiyle hoşça kalın. ( İlla g mail üzerinden ulaşmak isteyen arkadaşlarım bana diger g-mail hesabım olan daginikyasayanadam1905@gmail.com hesabından da ulaşabilirler, orası daha sakin. )

sosyal-medya-yonetimi

Şarkısız olmaz tabii ki, keyifli dinlemeler. Görüşmek üzere hatırlı dostlarım.

Karıştırma Kafamı

Bazı arkadaşlarım ruhsuz olduğumu, sanki günlük tutuyormuş gibi konuştuğumu, gündelik dertlerin etkisinde bile fazla gereksiz kaldığımı söylüyorlar. Başlarda çok garipsiyordum, ayna karşısında fazla zaman geçirip kendimi gözlemlediğim, hatta notlar alıp dolap kapaklarına astığım bile oluyordu. Aradan yıllar geçti, aynı cümleler farklı arkadaşlar tarafından söylenmeye devam etti ama bu defa garipsemedim, haklı olabilirler. Kafamı kurcalayan sorulara yanıt bulamadım henüz, acaba şiir gibi yaşamak mümkün mü? Geçen zamanda kitapların içinden cümleler toplayarak kendime yeni bir hikaye oluşturmakla uğraşıp durdum. Doğrular kadar yanlışların da altını çizdim, ne köylerden kovuldum, kaç kez kayboldum saymadım hiç. yalanlarla yumuşatılmış kaç gerçek geçti boğazımdan, bazen kendimden bile tiksindim. Uzaklaşmak istedim kitaplardan, hiçbir cümle bana yol olmasın, hiçbir şiire özenmeyeyim, doğru bildiklerimin üzerini çizmeyeyim yalan yanlış. Bu imkansızdı, yapamazdım. Sanki ilk defa imkansızlıkla karşılaşmış gibi acemi bir şekilde koşup sarıldım kitaplarıma, oysa benim hayallerimde imkansızdı, aşık olduklarımda. İnsanın karşısına imkansızlık çıkınca ezbere bildiklerini de unutuyor, dut ile bülbül ilişkisini biraz daha iyi kavradım sanırım. Sen sade hayatının keyfine bak, günlük gibi konuş, gündelik dertlerine kafa yor dedim kendi kendime, bir insanın hayatına bu kadar imkansızlık yeter. Ama ne olursa olsun, insan imkansızlığı bir defa da olsa yaşamalı, en azından elindeki imkanların kendi dünya piyasanda zirve yapıyor, sahip olduklarının değeri arttıkça artıyor. Varsın şiir gibi yaşamları sarıldığım kitaplardan okuyayım, ya hiçbir kitaba sahip olmasaydım? Ya hiç okumasaydım?

ilham-veren-illustrasyon-7

” Kendini yalnızlığın kollarıyla avut resmin bana can yoldaşı. ”

 

 

Kayboldu Karanlık

Eskiden kağıtlara yağardım ahlak ıslatan gibi, usul usul yağardım ama birikmişler damlardı cümlelere, defterler sırılsıklam. Hissettiğim şey hissizlik değil, adını koyamıyorum ama dalgınlık denebilir sanırım. Karşı bahçedeki horozun vakitsiz ötmesi aklımı karıştırmıyor mesela, kelimelerim kör düğüm olmuyor, zaten bende yan yana getirmekte zorlaniyorum artık. Hep sessizlikten bahsederim, kimsesiz bir hayatın hayallerini bir defa da olsa kurmuş olmalısınız. Kalabalıklaşmaya o kadar alışmışız ki, hiç bir hayali bile yalnız kendi için kuramıyor insan, hayali bile olsa illa birden fazla insan, birden fazla ses düşlemek istiyor. Oturup kendimle münakaşa etmeyi severim, sessizlikten olsa gerek tartışmalar sonucu yalan yanlış da olsa bir sonuca inanmak isterim hep, inanırım da. Aslında her insan bulutlar kadar yumuşacık hayaller kurar ama bir başkasını o hayalle sarmaya çalıştı mı pooooof! Dağılır gider hayaller. Sonrası ahmak ıslatanlar işte, ıslattım defterleri. Pişmanlık yasasına uygun üzüntüler yaşadım, toparladım yüzündeki öfkeli yaşanmışlıkları, bana yön veren nefretime söz geçirmeyi başardım. Kendi kendime uygunladığım karamsar yaptırımların meyvesini topluyorum, yüzüm hep bahar bahçe şimdilerde. Artık yaşamak için değil de, doymak için nefes alıyorum dolu dolu. Hayallerim ise bulutlar kadar naif ve yumuşak, bir gün dağılır mı bilmem. Belki yine ıslatır satırları, belki gökyüzünde suspus filizlenir. Hasat zamanının tatlı telâşesi eşliğinde şarkılar söylüyorum kimseden utanmadan, sancılı bir geçmiş sonucu yeni bir hayat dünya ya getirmek kolay iş değilmiş. Şimdi yeniden yaşamak ve yeniden yaşatmak zamanı delice.

Özür dilerim, özür dilemekten çekindiğim ne kadar an varsa özür dilerim.

” Gelmedi elimden, dökülemedi inan dilimden, susuyorsam bir bildiğimden. “

Kıştan Kalma

Kıştan kalma bir var oluş hikâyesi bu dilimdeki, yerli yersiz çığlıklarla doğan panik atak nöbetlerinden geriye kalan korkunun içimde yaşattığı soğukluk ile selamlıyorum yaşanmışlıkları, merhabalar merhabalar. Geçmişe ayna tutmak değil amacım, aynayı kırmak, kurtulmak peşimi bırakmayan sessizlikten, geleceğe umutla bakmak ve gelecekten söz etmek dudaklarım kuruyana kadar. Özlem yersiz bir duygudur fakat içimde o kadar yer etmiş ki benden bir yere gidemiyor, yarattığı kuru kalabalık alev alıyor bir anda. Bir insan gökyüzünden ne isteyebilir ki? Çocukluğum neden benden bu kadar uzak? Düşündükçe ayaklarıma oyuncaklarım takılıyor, ben çocukluğumu istiyorum gökyüzünden. Gerçekleşmesi imkansız isteklere umutla bakmak bile bir parça çocuklaştırıyor ruhumu, oturduğum yerden şımarıyorum gökyüzüne bakarken. Elbet durulacak bu dalgalı şımarık tavırlar, erken vazgeçmelerden pişmanlıklar doğacak zihnimde, sakinleşmek için kurulacak hayal sofralarında tıka basa doyacağım uzakların tadına ve yine kıştan kalma bir özlemin kucağında yaşanmışlıklara merhabalar, merhabalar. Döngü dışına çıkmak için çabalamaktan yoruldum, ve aslında aynı döngü içerisinde dönüp durmaktan da başım dönüyor. Eskiden eskileri eskidikleri için acı tebessümlerle hatırlardım, anladım ki eskiler hiç bitmiyor. İnsanın içindeki güzellikler bile eskiyor zamanla, içimdekiler toz duman, önümü göremiyorum. Bir mevsimi denk getirememek ne acı silkinip temizlenmek için, bir sözle feraha kavuşmak kolay olsa da hep fırtınalara denk geliyor güzel cümleler, sonrası sar başa dönsün merhabalara. Denk gelmek lazım, denk getirmek kaderle, doğru insan, doğru arkadaş ve doğru şiirle.

” İçimde bir his var ki, tanıyamadım inanki. Sanırım yenidir, ah ölsem yeridir. ”

Kolay Karar

Delirmeye damlıyor zaman, biriktiği havzanın kenarında çare arıyorum. Zamanın kıyısında olsam da hep bir geç kalınmış havası dolanıyor kara bulut misali üzerimde. Bir kez olsun çarkı döndürebilsem, bir kez olsun elimi kolumu bağlayan cümlelerden firar etsem gökyüzüne, zaman senden yana olmasa, ben senin peşinden mutluluğa inanmasam bir daha. Eski püskü bir hayalin rutubetli kokusunu soluyorum yıllardır, içimde eskimeyen tek bir his bile kalmadı. Her şey yıkık dökük, pencere önünde hiç geçmediğin sokakları bir gün geçersin umuduyla seyre dalmak bile keyifli gelmiyor artık. Kapalı algılarım, aynalar hiç samimi değil mesela, uzun yollarda şuursuzca dolaşmanın tadına varamıyorum uzun zamandır. Özgürlüğünü küçülttükçe içindeki çocuğu büyütüyor insan, içimdeki çocuk benden bile yaşlandı. Kendini koruyamayan bir başkasına umut olmamalı, en ufak sallantıda dengeleri değişiyor hayatımın, sessizliğe sığınmaktan başka bir yol bilmiyorum. Seni ancak satırlarda koruyabilirdim, uzaklaşmak korkularla yaşamaktan daha kolay geldi. Şimdilerde korkmamın ne kadar haklı bir his olduğumu izliyorum damlayan zamandan. Umursamıyor gibi davranmak komik bir hale sokuyor beni biliyorum, ama yüzümdeki ciddiyet şüpheye sokar insanı. Benim en cesur davranışım seni yazmak, seni okumak ve bu denli senli bir hayatta senden uzak kalmak. Kolay değil, insan bilmediğini yazamıyor, ne hissettiğini düşünmüyorum çünkü yazıyorum. Unutmayacağım onlarca olay kazıdım beynime, çare arıyorum ama bulamasam da korurum seni satırlarda. Beni yanlış yargıla ama beni yanlış hatırlama.

karisiyla-gecirdigi-her-gunu-anlatan-365-illustrasyon16-620x400

” Artık çok geç sevmek için beni. ”

 

Kafiyeler Krallığım

Kafiyeler krallığımda sessiz bir gün, ipini koparmış her kelime, dolaşır durur yerli yersiz kulaklarda ama sessizliğimi bozamaz hiçbir cümle. Şehir şehir birikmiş benden dökülenler, bıraktığım anılardan oluşan özlem tufanının şiddeti saçlarımdan izlenircesine dağıtmış her bir telini. Ne zaman tenimde böylesi bir özlem hissetsem mazinin eserlerine dalıyor gözlerim. Çocukluğum yıllanmaya bırakılmış bir şarap gibi değerini arttırıyor her geçen dakika, parmaklarım dudaklarımda bir fotoğraf karesinde kayboluyorum zaman zaman, ve işte o zaman zamandan kaçmıyorum. İnsan yalnız kalmak istediğinde etrafın kalabalığı önemini yitiriyor derler, sessizlik hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. Bedenimden uzak şehirlerde ruhumun dolaştığını, hangi kalplerde nefes aldığımı hissedebiliyorum. Benim krallığım parmaklarım kadar minik, kendime söz geçirmeye çalışmaktan başka düşüncem de olmadı hiç. Kibirden uzak kaldığım için uzaklardaki dudaklarda bir dost kelamıyım.

man-in-tunnel-resized-1080x675

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑