Miço’nun Vedası

Hepinize merhabalar arkadaşlar, böyle kötü bir zamanda, canlarımız yanarken böyle saçma bir açıklama yapacağım için öncelikle hepinizden özür diliyorum. Hepiniz bildiği üzere yedi senedir bir kalem ile nefes alıyorum, kimi zaman aklımdan, kimi zaman kalbimden, kimi zaman sizleri gözetleyerek, dinleyerek yazdığım eserler oldu, hemen hemen hepsini okunma gayem olmadan kaleme aldım çünkü benim gayem başkaydı. Onu da çocuğunuz biliyorsunuz zaten, tekrar tekrar dile getirmeye gerek duymuyorum. Bugüne kadar yazdığım ne varsa hiçbiri boşuna değildi, hepsinin içinde farklı bir anlaşılma çabası, hepsinin içinde farklı göndermeler vardı, ben içimi döktüğümü zanneder iken aslında yazdıklarımın içimde büyüğünü farkettim. Çoğu kez bırakmayı denedim yazmayı ama her defasında dönüp dolaşıp aldım kalemi elime, bütün hislerimi gömdüm yazdıklarıma, taa ki tükenene kadar. Artık anlaşılmak kaygısı olmadan kendime vakit ayırmak istiyorum, bir başkasının gölgesinde olmak değilde, kendi gölgemde karışmak istiyorum dünyaya, öyle kalemin ucundan değil, kaderimin ortasından yürümek istiyorum, kendimin farkında olarak, kendime önem vererek nefes almak istiyorum. O yüzden uzun zamandır aklımda olan fakat karara baglayamadığım bir konu hakkında karar verdim. Uzun bir süre kalemi elime almayacağım, yazmak yerine kitaplığımda biriken kitapları okumaya başlayacağım. Kendimi anlatmak için çıktığım bu yolda yüzlerce insan tanıdım, binlerce insanın zihnine konuk oldum, bir çoğunuzun takdirini ve beğenisini kazandım. Beni okuyan ve destekleyen herkese gönülden bir teşekkürü borç bilir ve hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Elbette yazacaklarım olacaktır ama uzun bir süre paylaşmak istediğimi sanmıyorum, belki dergilere, fanzinlere, e dergilere konuk olurum, öyle olursa haber ederim, temin edip veya girip okuyabilirsiniz. Bu benim aldığım bir karar, biliyorum içinizden birileri çıkıp bunu yapmamamı, bu karardan vazgeçmem gerektiğini söyleyecek ama kimseyi dinlemeyeceğim, benim kararım, benim fikirlerim ve evet bu konuda bencilim. Yazdıklarım bir kişinin mutluluğuna zerre gölge düşürecekse şayet ben bir daha kalem tutmayacağıma yemin edebilirim, bunun göstergesi olarak bugünlerde öfkemin kurbanı olmamak adına aldığım bu karara saygı duyacağınıza inanıyorum. Sizleri özleyeceğim, tekrardan görüşür müyüz bilmiyorum ama kendinize iyi bakın, okuduğunuz için tekrar teşekkür eder, hepinize iyi akşamlar dilerim.

” Ne desem anlamayan bir kalabalıktayım “

Sillage

Kuzey Batı yönünden bir rüzgar esti önce, saçlarımdan tutup sürükler gibiydi, bu esintiyi tanıyorum, ölümün kederli ıslığı… Kadere bir ölümden fazlası sığamaz diye düşünürdüm birkaç kez ölmeden önce, her ölümü toprak altı sanardım. Oysa kaç şehir var öldüğüm, kaç şiir var kendimi karanlığın ortasına gömdüğüm, kaç beden var etimden kemiğimden sıyrılıp bölündüğüm, bilmiyorum. Felaketim oldu hep kendimden ödün verişlerim, ne zaman sağlığına kavuşacak olsa düşüncelerim, bir başka gölgenin gizinde kafa tutuyor tanımadığı sokaklara, kaldırımlar buzdan kesit, kayıp giden her defasında hayallerim oluyor, tutamıyorum. Vücudumda ölü deriler, aklımda ölü fikirler, dudaklarımda ölü cümleler, ben ölümün yakınında değilim ey gözüm! Ölümün özü, saçlarımdan tutup sürükleyen rüzgarın ta kendiyim, kendi kendimin kafesiyim bu dünyada. Bin nasihat dinler bir musibete kurban ederim yine iyi niyetimi ve dünya bir kez daha can verir ellerimde, içimde ölür çocukluğum, ben ölümün zehirli soluğuyum. Şiddeti git gide artıyor rüzgarın, bir karabasan gibi çöküyor üzerime geçmiş zaman gölgeleri, şaçlarımı yoluyorum, ruhumu teslim etmeye bir şiirlik vakit kaldı, ne zaman öleceğimi biliyorum ve son bir kez dans etmek istiyorum hatalarımla, kederli ıslık ezgisiyle büyülerken ruhumu, şeytan bir buse daha konduruyor kirlenmiş parmaklarıma, hiçbir şey yazmak istemiyorum. Ben ölümün yakınında değilim ey gözüm! Şeytanın sözü, saçlarımı yolduran gölgelerin ta kendiyim, kendi kendimin günahıyım bu dünyada. Bu rüzgar ilk defa açmıyor ölüm kapısını, ben bu kapı arkasında çok şehir, çok şiir, çok insan bıraktım, defalarca izledim yığılıp kalan bedenimi, bir gün yeniden ölmek için yeniden dikileceğim bu kapının karşısına, başka bir gölgenin gizinde, başka bir kokunun izinde heba edeceğim içimdeki çoçukluğu, etten bir kafeste saklanacağım ve yeniden kendimi ele verip teslim olacağım bu rüzgara. Ben ölümün yakınında değilim cancağızım! Ölümün kapısı, gecelerimi ziyan eden kabuslarımın karanlığıyım, kendi kendimin hatasıyım bu dünyada. Ve artık yer ile birim, bu son nefesim, her ne kadar ölüm koksa da bedenim, hiç pişman değilim, öldüğüm şehirler, öldüğüm şiirler, öldüğüm sizler var olun, yeniden geleceğim.

Grafomani (3)

Visal seni beklerken seyre daldığım pencerenin önüne çektiğim bir ölüm perdesi şimdilerde, bizi kavuşturmayan şey bir kalbin kırıklığının vebali, ne yana dönsem silüeti karşımda kusurumun, gölgenin görünmediği bu sokaklara bakmak cam gibi batarken göz kapaklarıma, olmayacağın geleceğe umutla bakmak hayallerime kan yağmuru sanki. Ah şu aşk, bütünüyle senin parmak izini taşıyorum kalbimde, herkes kör, herkes sağır, kimse görmüyor, kimse duymuyor, kimse bilmiyor.

Kadavralar Mahalli (3)

Kadavralar mahallinde üçüncü nefes, kırık bir soluk,

Hasretine bile gönenmekten ne duvar yüzümde soğuk ne bahçe sonbahar,

Senin gözlerinde gördüm Cahit ziyan diyarında,

Cahit’in sözlerinde okudum sen adında yankılar büyütmüş parmak uçlarında,

Şiir borç diye dilinde bir yalan, haddi zatında şiir sana ulaşmadığından lafügüzaf,

Vakit, düğümlediğim mısraları gökyüzüne bir dua gibi bırakma vakti,

Rab bilir gönlümde duran aşk ibadetini, O’na ulaşır bu sessiz figan,

Ruhum rüsva, kurtuldum sandığım topraklar içimde şimdi bir gurbet türküsü,

Sapakları farklı bir hezeyan, sokakları ayrı bir karanlığın simgesi,

Kıvrılıp kalırım tebessümüne ve yeniden canlanıyor dövdüğüm dizlerimde papatyalar, çöl masalları,

Zatın gözlerimde kimsesiz, çaresiz, hemhal diyarındaki Cahit ile,

Önüne geçemiyorum geçmiş zaman bedellerinin, elimi sana uzatamıyorum,

Kül olmak yakışıyor içimdeki meftuna, yangının içinden yükseltiyorum ikimizi bir dua ile semaya.

Glynda’ya Mektuplar (2)

Sevgili Glynda,

Kısa bir yolculuğun ardından farklı bir şehirde, mavinin tam ortasında nefes alırken içimi kaplayan huzurun şefkatiyle selamlıyorum gönlünü, iyi olduğunu temenni ediyorum. Kalabalıklardan uzaklaşmayı özlemişim bunu fark ettim kıyıdan uzaklaşıp güneşin doğuşunu izlerken, sanki bütün yorgunluğumu denizin ortasına bıraktım, mavinin merhametimi bu olsa gerek Glynda. Dünya dışı sesler terk ettiler kulaklarımı, artık onları duymuyorum ama günahlarım hala aklımın büyük bir kısmını doldurmaktalar. Her şeyi paldır küldür yaşamaktan olsa gerek farkında olmadan ellerimi çamurlardan kurtaramadım yıllardır, insan geç olsa da gerçeği buluyor Glynda, iki adımlık dünyada sana yazılan kaderin cefasına göğüs gerdiğinde sabretmenin ne büyük nimet olduğunu anlıyor insan. Ben onun gölgesini hissediyorum artık kaderimin üzerinde, güneş yeniden zuhur ediyor karanlığıma, bu defa hüsnükuruntudan ibaret değil Glynda, gerçeğin ta kendisi. Artık geceler kemik kadar katı değil, okuduğum her kitapta gülümseyecek birkaç cümle bulabiliyorum, aklımın fırtınalarını sırrımdan koruyabiliyorum ve yazdığım her şiirin rotasını mutluluğa çevirebiliyorum Glynda. Gün batıyor, bunu mavinin ortasından harika bir ezgi eşliğinde izlemek duygusunu tarif edemem sana, hayatımda ilk defa böyle bir an yaşıyorum, daha önce bulutları hiç bu kadar bana yakın hissetmemiştim, sanki benden parçalar gökyüzünde dolaşıyor gibi ya da ondan parçalar, onunla beni bir görüyorum, oradayız Glynda, gökyüzünde, güneşi sarıp sarmalamışız gibi. Hayallerime teslim oluyorum, bu aidiyet duygusu beni ona daha çok bağlıyor Glynda, görüşmek üzere.

” Sen göğsümde uyurken savaştım dünyalarla “

Münzevi

İçimdeki salayı duyduğumdan beridir münzevi bir hayatı yol çizdim kendime, renkleri net, seçimleri keskin, tahrip izlerinden tanınmayacak olsa da fikirleri doğru. İnsanoğlu mizanı kendi çıkarlarına göre ayarlamasını iyi bilen bir varlık, benim terazim saflık, kıyılarımda dolaşamaz kibrin kafesinde kendini özgür sananlar, saklanırım sığınıklarım var. Ayna karşısında suretimden utanılacakları dolduramam heybeme ve maneviyatı yüksek olan günleri kazırım takvimime, onlarla konuşur, onlarla arınırım dünyalık dertlerimden. Bana bir kitabın sonunu anlatan huzurlu bir sesin günü bugün, cümlelerinin naifliği bir insana güvenmek için beni Cahit edecek bir ses. Daha önce hiç kimse bu denli karşılıksız seslenmemişti bana, ben bir insana inanmaya bu denli sessiz kalmamıştım. Eğri bakmak nedir öğrenemedim bir türlü doğru bakmayı öğrenemediğim gibi, bu münzevilik öyle bir yer etmiş ki;

fikirlerim doğru olsa da yanlış insanlardan kaçıyorum çoğu zaman, renklerim hep bir koyu, seçimlerimin keskinliği yardım eli uzatanın parmaklarına zarar. Kibir hiç dokunmadı tenime, ben o kafeste hiç nefes almadım, belki yanlış anlaşıldım ama gönlümdeki sevdanın üstüne başka bir eli tutmakta yakışmazdı bana, bu cihana sığamazdım.

Cahit’in dünyasından zamana yenik düşmüş bir meleğin hikâyesi bu, başından sonuna terazimde ağır basan saflığıyla takvimime kazıdığım bir geç kalmışlık hikâyesi.

” Belki başka bir evrende. “

Mahal-i Kadavra (2)

Kadavralar mahallinde ikinci bahar, dilimin artık sessizlik ile arası bozuk, Yüzümü yasladığım duvar yer ile paralel, bahçemdeki ağaçlar ölü toprağa dikilmiş gibi soluk. Sorgusu bitti üstüne toprak attığım yılların, üstüne üstlük iki çift laf edecektim; Acem diyarındaki kurt ile kuzu savaşa tutuştu, söyleyemediğim ne varsa boğazımda yara artık. Vakit akşamüstü beş, öğlenden kalma bir şiir yarım bıraktı, ölmeyi başaramadım hiçbir mısrada, şiirden borç mu olurdu da yükledin bu küfeyi sırtıma? Her şubat altında eziliyorum kelimelerin, içimde hevesin zerresi yok, bitirmek istemediğim cümlelerim ve hâlâ toprağından solumak istediğim nefretim var ama bu borç beni yiğit yapmıyor, kamçısı nefsimin şeytanlığına değsin, noktasını ben koyarım, yine ben kötü olurum sonlarında dizelerin. Artık ne dövdüğüm dizlerimde papatyaları ne de çöl masallarını seviyorum, burnumdaki zifiri ölü kokusu ve içimde yok olmak için dilden geriye saydığın kadavralar canımı acıtmıyor. Kabuğuna çekilmiş bir beşeriyim, kaderime kafa tutmak haddim değil lakin kara kayalar ardında da hasret çektiremem yüreğime, kendimi düşünür bencilliğimi gösteririm tüm cihana gögsümü gere gere. Gönlümden geçirdiğim hayallerin şirazesi bozulalı ve kalemimin amacından sapıp keskin sapaklarda nefret ile tanışalı bir hayli zaman oldu, vakit çoktan doldu, gönülde gam var artık özgürlüğüme gem vuramam. Boğazımdaki bir yaradan kurtulmak istiyorum;

” Ellerini bir daha uzatma, gökyüzümü kapatıyorsun. ”

” Artık özgürüz” dedi kalemim, cümle sonunda nefes aldığımı hissettim.

Glynda’ya Mektuplar (1)

Sevgili Glynda,

Herkesin yeni yollar bulma çabasında olduğu bugünlerde hâlâ bildiğin yolda, üzerimde bin-bir çeşit esaretin yüreğimi kaplayan tükenmişliği ile selamlıyorum ruhunu, nasılsın? Ben, Dünya dışı sesler duyar oldum Glynda, dünyevi hissiyatlar peşinde koşup durduğum zamanların günahlarının öcü için kulaklarımdalar, biliyorum. Hesabım canım çıkmadan kapanır gibi geliyor bugünlerde, mazimin istikbalim ile sorunlarından birisidir belki de, hiç bitmiyor Glynda. Benimkisi hüsnükuruntu işte, tıpkı onun bana hissettiği hisler gibi… Onu hatırlıyorsun değil mi Glynda? Gönlüme bir tohum gibi düşmüştü, ikimizi anlatan bir ağaç gibi büyümüştü yüreğimde. Yıllar geçti Glynda ve şimdi o hayatımda değil, biliyor musun? O benim gönlümde kök saldı ama ben onun gölgesi nedir hiç bilemedim Glynda, ne zaman aklımın fırtınasını kontrol altına almak için toprağına uzansam, avuçlarıma döktü dallarındaki yeni çiçek açmış filizleri, artık ona iyi gelmiyordum Glynda, ne yapabilirdim ki gitmekten başka? Eskilerin tozuyla savruldum biraz, özür dilerim. Yaş gününü hüzünlü bir mektupla kutlayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi, kader yine damgasını vurdu sayılı zamanıma, bu sıralar etrafımda dolanan tabiplerin adımlarını sayar oldum, ölüm meleği uzaktan uzaktan gözünü dikmiş anlamsızca gözlerimin içine bakıyor, ne gülüyor, ne yanıma geliyor ne de aramızdaki mesafeden uzaklaştırıyor kendini. İmtihanlar dünyasında yeni bir sınav, cevaplarını hiç bilmediğim sorularla rüyalara dalıyorum Glynda. İnsan, aklı üryan geliyor dünyaya, düşünceleri ile boy gösteriyor dünya vitrininde, fikirlerime bir damla siyah bulaştırmamışken doğrularımı zırh kuşanıp koruyorum aklımın odalarında, ne darbeler aldım Glynda, hasarlarımın çizgilerinden bir atlas yapıp başka bir yola koyulsam, sonunu tahmin edemediğimden hâlâ aynı yerdeyim. Artık insanlar gamzelerinde saklamıyor nefretlerini Glynda, büsbütün bir bedenle, kemik kadar katı gecelerde benliklerini taktim ediyorlar şeytana, ne acı. Yaşın artıyor Glynda fakat ben insanlığın sonunu yakın mesafe olarak görüyorum, herkesin yeni yollar bulma çabası çıkmazlar ile son buluyor Glynda. Ah benim kadim dostum, şiirlerindeki haykırışların hâlâ gözlerimin önünde, biz his ile nefes alan insanlarız, gönlünden geçeni okuyorum elbet kaleminin kederinden, herkese anlatamazsın derdini, herkes de anlayamaz zaten, pişmanlığı acizlik sandıklarından hata yaptıklarının farkında olmayan insanlara çevirmişsin etrafını, hiç bir şiirde son bulmaz kalbinin kırıkları. Şairin yaralısı makbuldür derler, sen benim gönlümdeki en yaralı şair’sin Glynda, dostluğun hayatıma makbuldür.

” Ben yola gelmem, yol bana gelsin. “

Grafomani (2)

Dakikada binlerce fikir geçiyor zihnimden hayata geçirebileceğim, kirliler ve temizler, koyular ve açıklar, netler ve soluklar… Ve ben asla bir robot değilim, yanlışı doğruyu ayırt edebilecek aklımı çaldılar benden, hata payım pastadaki en büyük dilimle eş değere sahip, karar vermeye korkum bundandır. Doğrusu kendi iç sesimi bile unuttum, dışa sessizliğim bundan sebep derin hisler barındırıyor.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑