Bu Benim Hayatım 

Elimde kalanlar var. Sarılsam kırılacak, sarılmasam uçup gideceklerden bahsediyorum. Nasıl yapalım? Aklıma sorsam elinde hazır bekletiyor zamanın tokmağını, acımadan indirir kalbime. Kalbime sorsam her zaman doğruları seçtiğimden dem vurucak aklıma. Bir bedende iki deliyi kontrol altına almakta güçlük çekiyor insan. Sonra alıştığının farkına varıyor. Daha sonra aslında alışmadıgının , delirdiğinin farkına. Zincir halinde ilerliyor zaman, saniyelerden dakikalara , dakikalardan saatlere, saatlerden günlere, aylara , yıllara diye sürüp giderken tuttumu hayatının yakasından; elinde kalanlarını kaybetme korkusundan, iki deli’den birinin yolunu seçmek zorunda kalıyorsun. Sonuç? Kayıp, kayıplar. Kaybetmeli insan farkına varmak için, yalnızken kaybetmeli. Dünya… Fazla kalabalık değil mi ? Bunu fark edeli çok olmadı. Akabinde yeni bir dünyaya yolculuk yapmaktan çekinmedim. Kabalalık içinde kaybolmaktansa, başka bir dünya da yalnız kalmak, ” Benim dünyam ” diyebilmek; manevi zenginlik. Elimde kalanlar ile yeni bir dünya. Ve kabul ediyorum ,ben insan fakiriyim lakin bu gökyüzü benim.

Reklamlar

NEREDE KALMIŞTIK?

Hepinize merhaba arkadaşlar🤚 Aranızdan ayrıldığımı söyleyeli yaklaşık bir ay olmuştu. Bu saçma karar için sizden özür diliyorum. Kimse için elimde kalan bir kaç hayalimi çöpe atamam. Bir kaç değişiklik yapıp buradan devam edeceğim 🤚 Nerede kalmıştık? 

Bulutların Kan Kaybı 

Sokak lambalarının oluştuğu ışıklardan dolayı duvarlara yansıyan gölgelerde şeytani duygular var. Dikkatli bak ! Sesini çıkarma, esen rüzgar öfkeli karanlığa. Yaprakların sürüklenirken çıkardığı ses, dallarda direnmeye çalışan diğer yapraklara ölüm habercisi. Yağan yağmur değil, bulutların kan kaybı. Bu gece gökyüzü masum değil, eli kanlı bir katil zanlısı. Soluduğum bu hava temiz değil, ciğerlerimde cesetler, hayal kırıklıkları, terk edilmiş insanların gözyaşları,  yeni söylenmiş yalanlar , üzerlere yapışan iftiralar, intiharlar. Kulaklarımda haykırışlar, yalvarışlar, feryad figan bir kıyamet, şeytan kahkaları. Yeter! Yeter… Sesini çıkarma, izle. Gördüğün bu sessizlik geceden değil, ölümün sırasının kimde olduğu bilinmeyen dünya denilen cehennemde, cenneti yaşamaya çalışan insanoglunun üç maymun tiyatrosu. Azraili bekliyoruz, farkında olmadığımız bir kabalalığın içerisindeyiz, sıra numaralarımız, kaderlerimiz. 

Uyan Uyan UYAN!

Yazmak , yazmak ve biraz daha yazmak… Ne geçti eline ? Biraz ego ? Biraz takipçi? Biraz alkış sesi mi duydu kulakların? Ah süper! Kaç kişiye bahsettin ondan ? 10 ? 100 ? 1000? 10000? Kaç kişi okudu yazdıklarını? Kaç kişi okudu da anladı sevgini? Çok! Evet çok değil mi ? Etrafında insanlar , onu merak edenler , nasıl biri , nasıl olur da bu kadar aşık olunabilir? Bence bu insan değil melektir diyenler oldu değil mi ? Derin bir nefes! Oldu evet. Günden güne tekrar eden bir özlemin içindesin değil mi ? Kendi kendine sorular sormak tıpkı şimdi olduğu gibi, cevabını kendin yaratmak ve hatta ona inanmak… Delirdin mi ? Utanma utanma durma! Uzan yanındaki pakete , ağlayan bir çocuktan farksız bir emzik gibi düşürme ağzından o tütünü, çıkar yak! Ve dinle… Duyuyor musun ? Benim , ben ! İç sesin. Hiç duymamış, hiç dinlememiş gibi davranma bana. Yalnız yürüdüğün sokaklarda ben haykırdım söyleyemediklerini. Evet hatalıyım, bir kere olsun aklını dinlemene izin vermedim ama şeytana uymuş gibi de davranma bana. Hiç terk etmedim seni değil mi ? Hem  insanin iç sesi hiç  terk eder mi ? Boşver. Uyan , uyan… Uyan! Geceyi sevme demiyorum ama küsme güneşe. Bu karanlıktan kurtul ve kendine gel ! Sana ihtiyacı olanlar var. Sana ihtiyacı olan bir sen var…

Aşk Adında 

Aşk adında bir köy var , herkes kör herkes sağır ve herkes aşık. Aşk adında bir şehir, herkes leyla , herkes mecnun ve herkes kavuşmuş. Aşk adında bir ülke , herkes mutlu , herkes huzurlu ve herkes sevecen. Aşk adında bir gökyüzü var ki , herkes güneş , herkes ay ve herkes yıldız.

Aşk adında bir sen var ve ben herkese kör, herkese sağır , sana aşık  , sana leyla , sana mecnun , sana kavuşmuş, senle mutlu ,senle huzurlu, senle sevecen. Sen adında bir gökyüzüm var , sen bana güneş, ben sana ay ve biz o gökyüzündeki en parlak iki yıldız.

🍁

Çocukluğum hayatımdan düşen ilk yaprak 🍃🍁

Söz Haydar ergülen’in keder gibi ödünç kitabından bir alıntıdır 💚 Fotoğraflar ise tabiki bana ait 😊

Resimlere Anlat Resimlerle Anlat (1)

Hepinize merheba arkadaşlar, umarım çok güzel bir hafta sonu geçiyorsunuzdur😊 Bugün bahsetmek istediğim bir konu var sizlere, bazen yazamıyor ve yazamayınca da üzüntü içerisine giriyoruz. Yazarken fon müziği kullanmak nasıl bir parça ilham kaynağı olabiliyor ise bazı resimlerde öyledir. Bu yüzden sizlere kendi arşivimden ilham kaynağı olabilecek resimler paylaşacağım 😊 Bazıları benim çekimim olup bazıları yazılarımda kullandığım veya kullanmayı planladığım resimlerdir, umarım yardımcı olabilirler 😊

Sus Payı 

Bugün aldattıklarım var kirli parmaklarım ile satırlarda. Sonu gelmiş duyguların firarina şahit oldu gözlerim.Terk edip giden bir sessizligin çıkmazında geceler, çığlık çığlığa kahkahalar, dönüp dolaşıp kulaklarıma sızarken yalnızlığın ezgisi, elimdeki kırık kalemin dibinde kalan cümleleri misafir ediyorum karanlığımda. Aza kanaat eden gönlüme çok görülen mutluluğa şaşırmadım da , sırtıma yüklenen heybenin heybetinden midir bilenmez, güçlü sanıyorlar beni. Kahkahalara eşlik ediyorum sessizce, şimdi delirmeli miyim ? Yoksa kırık bir hevese sığınmalı mı ? Bilmiyorum. Ama fazla kaptırmışım kendimi sonbaharın kokusuna, kasım kapıyı aralamış,kış kapıya dayanmış ve ben hala akibetinden emin olmadığım bir yola hazırlık yapar gibiyim. Bütün bu çaba , bütün bu emek, bütün bu hazırlanışların sonu gidenlerin arkasından bakmak gibi çaresizce bir hale sokarsa beni diye düşünmekten de alıkoyamıyorum aklımı. Kaybetmeden kazanamazsın derler, acı çekmeden mutlu olunmaz. Kendimi kaybettikten sonra gelen mutlulugun anlamı onca suça tanıklık eden gözlerime sus payı olmaz mı ? Hoş, kim kaldı ki  eski saflığında ? Tükendi misafirlerim yanı başımda, son kez yıkamalıyım parmaklarımı , son kez ıslanmalıyım kasım yağmurlarının altında ve son kez sığınmalıyım kırık bir hevese. Her ne kadar müteessir olsamda mütemadiyen devam edeceğim beklemeye, elbet bir gün kazanacağız.

Dipnot; Her zaman mutlu şeyler yazılmaz 🍁

Söz söze

Sözüm var , unutmadım; Bir gün yazdıklarım arasında akıp giden zamanın beklenmedik bir anında yüzleşeceğim o korkuyla. Hazır değilim, daha yerden toplamam gereken parçalarım var. Yazamadıklarım , bir de yazmaya çalışıp da çöp kovasının hedefi olan satırların eksikliğiyle dolu gecelerim. Gündüzlerime kavuşma isteğini kaybederken her geçen geceden sonra, bir sabah’a daha inancı kalmıyor insanın. Peki ya umutsuzluğa çare varsa diye düşündüğüm zamanlardan aklımda kalanlar sayesinde yok olmadı umudum, hala biraz gülümsemekte kararlıyım. Hem söylesene sokak çalgıcısı, onca gidenin arkadasından çaldığın bu klarnetin  haykırışlarında hala bir beklenti içersinde olmayı nasıl başarabiliyorsun ?  Önünden geçen onca insana aldırmadan aşkla söylediğin şarkılarda bulabiliyorsun huzuru. Eksik şarkılarda parça parça  kalan bir sokak çalgısının tamamlamaya çalıştığı yarım hayallerin acısı var kulaklarımda , umut dolu. Sözüm var, unutmadım; ama hazır değilim. Ben verdiğim sözlerin arkadasında durmaya çalıştıkça beynimde yankılanan soğuk, dondurmaya kararlı kalbimi. Tutmaya çalıştığım bir sözün içerisinde yaşıyorum, onun sıcaklığıyla baş ederken aklımın soğukluğuna izin veremeyeceğim kalbimin donmasına. Bir de hatrımda kalan birkaç hatıraya bağlı gülümsemelere ihtiyacım var. Ve yanaklarının sözü var ellerime, bir parça daha alacağım tebessümünden, unutma sözün var. Söz söze geldik göz göze gelmek dileğiyle. 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑