Kapalı Kaygılar

Yersiz kaygılarda bugün, ne bir eksiğim ne bir fazla. Her şey olması gerektiği gibi, boş. Raflarımdan kitaplarım eksiliyor, eski inancım kalmadı şiirlere ama şairlerin hislerine sımsıkı inanıyorum. Şiir yazamasam da şair gibi sevebiliyorum, dilde kafiye olan gönülde şiir olmaz mı zaten? Bir satır sonuna seni koyup cümleyi öyle bitirsem, sana olan sevgim sonsuzluğa erişebilir mi bir şiir gibi? Bu gibi kaygılarım var, yerli yersiz cevaplarım. Sonunda seni bulamadığım bir şiirde benim ne işim var? Kaybolurum veya kaybederim kendimi hayallerim gibi. Eskiden satır aralarına sıkıştırmaya çalışıyordum hayallerimi, yazdıklarımda canlanıyordu gönülden istediklerim. Beni çözmek çok zor değildi eskiden, insanın hayali neyse kendisi de odur. Göz göre göre kim olduğumu okuyordun satır satır, şimdilerde gizli kapaklı saklıyorum hayallerimi satırlara. Gönül gözüyle okumayana kapalı hayallerim, kaygılarım. Biraz saklı kalmak lazımmış, öyle söylediler. Kaygı ile inandım ama insanlar bu sonuca varmak için ne gibi yollardan geçtiğimden çok sonuç odaklı, inandım ve bitti. Yeniden başlayalım, yersiz kaygılarda yarın… Kim bilir, belki sevgimde sonsuzluğa erişebilirim. Belki de meçhul olan bir nefes takılır boğazımda, satırın sonuna seni koyamadan son bulmuş olur hikâyem. Dünya bana veda etmeyebilir, ben şiirin sonunu getiremedikten sonra dünyaya veda etsem ne değişir? Sen kayıp olduktan sonra, cümleye başlasam kim bitirir. Yersiz kaygılarda dün…
Dün geçmedi ve geleceğime kaygı yaratıyor, batıyorum.

” Biz hep sustuk, yol almadık. Ve öyle güzel kalmadık. ”

Reklamlar

Kenarda Kalmışlar

Sensizken kurduğum hayalleri bir kenara bıraktım. Yapamıyorum ,dayanamıyorum kelimelerinin üzerini örttüm dün sabah. Eylül’ü tükettim,ekime bu hazırlık. Elime tutuşturulmuş heybe’den çıkan yeni umutların yazılı olduğu bir yığın notlar arasında kaybettim seni sardığım şiir’i, karma karışık bir şehrin ortasında  kaybolmuş çocuktan farklı hissetmiyorum. Şiir’im kayıp, sen kayıp, ben aynı eksen etrafında dönmekten başka bir çaresi olmayan ay kadar çaresiz, bu çaresizliğin doğurduğu mecburiyetin içerisinde sana aşığım. Şimdi gel gör ki kol saatim bile bozuk, saatlerin bir önemi olmasa da, tarihleri kazıdığım takviminden takip ediyorum mevsimlerin değişimini. Mevsimler bile değişebiliyor üç ayda bir, bir ben değişemedim yıllardır bir de kaybettiğim şiirdeki hislerim. Ani kararlar almaya alışık bir ruh haline sahipken, tükettiğim eylül içinde hapsolmak, garip. Durumdan şikayetçi değilim aslında, parmaklıklar ardında eylülü tüketiyor olsam da, parmaklarımın arasından akıp giden kelimelerle döküyorum kendimi kağıtlara. Anlatıyorum, anlatıyorum ama sussam daha mı hoş olurdu? Doğrusu hiç bilmiyorum. Aklımın bana bir oyunu bu bilinmezlik, aklıma inanamam fakat kalbim de doğruyu söyleyecek durumda değil. Bu nasıl bir inançsızlık? Kendime bile inanamıyorum, kendime inanmıyorum. Şiir’i kaybolmuş bir şair çaresizliğinde kafiye gibiyim, tamamlanmayı bekliyorum. Belki tükenirim eylül misali, belki ekim bahar olur.

maxresdefault

” Kendimi bile beğenmiyorum, şeytanım şuurumla savaşıyor. ”

Kim Kaldı? ( Kaybetmedim Kimseyi #2 )

Bir gün istemediğiniz seçimler almak zorunda kalırsanız, bana eşlik etmiş olursunuz. Ardı arkası kesilmiyor bu durgunluğun, hayatımın sadeliğinde bir bahar havası, bir zafer sevinci olsa da içim el vermiyor böylesi sessizliğe. Dolu değilim ama boş sayılmayacak kadar da az değilim hissettiklerimle, inişli çıkışlı bir hayata el salladıktan sonra kolayca bırakılıp yürümüyor ezbere bildiğiniz o yollar, önünde yeni yıllara yelken açan bir gemi dursa da sahilden ayrılmak istemiyor insan. Defalarca anlatmaya çalıştım insanlara sıkıntımı, kimisi doktordu çare aradı, çözüm üretti ve şimdilerde benden bir haber başardığını zannediyor olabilir. Kimisi arkadaşımdı, gereğinden fazla gereksiz tavırlar içerisinde söz sahibi olmaya çalışınca hayatımda, şimdilerde sahil kenarından bile uzak bir sokakta kaybettiği arkadaşlığın burukluğunu yaşıyor olabilir, haberim yok. Birisi papatyamdı, koparmayı bırak bana kaç yaprak açtığını dahi saymadım, kokusu hâlâ burnumda. Birkaç kez sarıldım ama tek bir yaprak dökmedi, kırılmadı bana hiç, kızmadı, kırılsa yaprak dökerdi, bilirdim. Ben anlattım papatya dinledi. Şair değildim veya bir yazar, çiçeklerden de pek anlamazdım, bahçıvan değildim ama insan sevdiğine şiir okumaya veya yazmaya çalışınca kendini şair zannediyormuş, bir kaç satır bir araya getirince ise yazar. Belki şair olamadım, ne haddime. Belki yazar değildim, bizimkisi güzel kelâm. Fakat iyi bir bahçıvan olduğumu papatyaya zarar vermeden,koparmadan, incitmeden sevebildiğimde anladım. Yıllar ne güzel geçiyordu be doktor, tamda benimsemeye başlamıştım bu bahçıvanlık oyununu, şimdi nereden çıktı bu papatya alerjisi demeden edemiyorum sahilden ayrıldığımdan beri. Kim kaldı beni doğru bilen doktor? Herkese yanlışı oynayıp yalnızlığa çekildim işte bu bahar sadeliğinde. Baharda çiçeksiz kalmış bir bahçıvan, dünyaya alerjisi var. Hayatta kalabilmek için geçmişini sular üstünde giden bir gemiden sular altında bırakıyor. Güzel hikâye, papatyası eksik, şiirleri suskun, kelimeleri kayıp ama hayata tutunabilen bir şahsiyetin hikâyesi. Bendeniz insanoğlunun insanlığını kaybetmiş, içi yalanlarla dolu fakat doğru görünmeye çalıştığı aynanın karşısındaki kişiyim, gülüyorum ama bu doğru değil.

” Hekimde yok çaresi, dile kolay kalbe zor söylemesi. ”

Kiralık Kâtip

Cesaretimden ötürü bağışla beni ama bunları söylemem gerek hakime hanım. Bu benim ilk duruşmam, ilk yargılanma sürecim değil. Daha öncesinde iki kişilik bir komite karşısında ifade verdim, suçumu pek bilmesem de bedeli ağır bir seçenek ile karşı karşıya kalmaktan kaçamadım. Savaşmadım sanıyorsan bu önyargıyı zihninden uzaklaştırmasını istiyorum, o kadar mücadele ettim ki 1. Balkan savaşından çıkmış gibiydim komite karşısında. Bir keseye seni koydular diğerine beni, gel şimdi yap seçimini yapabilirsen. Aslında kararım net, mücadele sonrası duruşum dik idi. Ağzımdan tek bir kelime çıkmadan önce bana sundukları öyle sağlam bir tez hazırlamışlardı ki ne yaptıysam yıkamadım surlarını. Savaş’ın tarihteki sonucu gibi yenildim, dik duruşum eğildi, kelimelerim çekindi dudaklarımdan çıkmaya, direnemedim. Velhasıl ben karşılığında seni kaybettim bir barış antlaşmasında. Hep karamsar bakardım olaylara, bundan dert yakınırdın. Söylesene hakime hanım, nereden bakarsan bak bir kayıp içerisinde olmam da bu karamsar bakış açımdan dolayı mı? Bak işte eli kolu bağlı karşındayım, ben anlatıyorum sen dinliyorsun ve kiralık kâtip yazıyor her cümlemi. Durma yargıla beni, durma kâtip yaz, yaz daha söyleyeceklerim bitmedi. İnsanlar için bu dünyada anlaması güç bir şey istesem senden şu an, yapabilir misin bu vicdan mahkemesinde? Empati… Herkes yapabildiğini söyler, söylemek tek nefes kolay, yapabilmek boğazında takılı kalır insanın, söyle hadi yutabilir misin, sessiz kalıp gidebilir misin benim gibi? Fazla hayal kuruyorum, ne deryalara daldım, ne denizler kuruttum hayal dünyamda, sonuç hep bir bataklık, hep bir dibe çöküş. Kendimi kaybetmeyi seçsem seni hatırlayamamaktan korktum, beni anlayabiliyor musun? Sevginin ne demek olduğunu unutursam eğer insanlığımın ne önemi kalır ki bu dünyada? İşlediğim bir suçmuş gibi bakma bana, benim canım yanmıyor mu sanıyorsun? Elimde umut sayılabilecek bir gerçek var, onu görmezden gelemezdim. Yine de karar senin hakime hanım, doğru görecelidir, sana göre bu anlattıklarım yanlış olabilir ama vicdan tektir unutma. İster bir karar bağla bu vicdan mahkemesini, istersen sessiz kalıp düşür davayı, kapat dosyayı. Seçim senin, ben bir savaş kaybettim zaten, yetmedi seni kaybettim, üstüne bir dava ekle istersen sesim çıkmaz bir daha. Benim savunmam budur, aramızda bir bağ kalmadığını da düşünüyorsan eğer onun cevabı şiirlerde saklı, şiir seçimi senin. Hadi vur tokmağını, korkak değilim.

” Beni bilirsin, sevmeyi bilirim ben savaşmaktan anlamam. ”

Kıvırcık Kadın

Ruhumun derinliklerinde aklımı ele geçirmeye çalışan bir kadın var gibi hissediyorum. Gözümün önünde beliriyor bezen, net olmasa da kıvırcık saçları olduğunu görebiliyorum, niyeti hakkında bir bilgi sahibi olamasam da beni etkilemeye çalıştığı aşikâr. Sessiz ama ürkütücü değil bu durum, hoşlanmaya başladığımı itiraf etmeliyim. Ruhuma sahip olmak isteyen bu kadın gerçek olsaydı şayet ona ulaşabilmek için saklanmaya çalıştığım dünyadan çıkabilirdim, korkularımın aklıma zarar vereceğini bilsem dâhi. Zeki bir kadın, beni nasıl kontrol altında tutabileceğini biliyor ve tam yetkiye sahip olmak istemiyor anlaşılan, zeki diyorum çünkü istemeden yapabileceğim bir hatadan kendine bir pay çıkarmamı istemiyor, bu pay sonrası kontrol hakkını kaybetmesinden korktuğunu sezebiliyorum. Rüyalarım böyle bir kadının bilinçaltımı istila etmesini kanıtlarcasına üst üste aynı olayları görmemi sağlıyor, bedenimin adrelanin, seretonin ve vazopressin hormonlarının salgılanması için bir yarış içerisinde adeta, inanılması güç fakat aşık oluyorum. Uyanmak istemiyorum, amacını bilmesem de beni konrtol altında tutmata çalışan bu kadının bana emirler yağdırmasını istiyorum, durmasın, beni etkisi altına alsın, yeni yanlışlar yapmak istiyorum, heyecanlanıyorum. Bu kadını kendime yakın hissediyorum, onu kafamın içerisinde hissettiğim her an için bir papatya dikmek istiyorum yeryüzüne, bir papatya bahçesine sahip olmam bu kadın kadar yakın bana. Biliyorum gerçek değil tüm bu olanlar, bilinçaltımın bana bir oyunundan ibaret fakat ilk defa bu oyunun içerisinde olmaktan keyif alıyorum. Devam etmeli bu oyun, sessiz kal ama aklıma sarıl. Beni kontrol altına al, karıştır tüm bildiklerimi ve tabularımı yık. İsterse yıkılsın insanlara karşı ördüğüm duvarlar, savunma sanatımın altında kalayım ama yanımda ruhumda senin kokunu hissedebileyim. Bu beni güçlü kılar kadın, bu benim sana inancımı, bizi güçlü kılar.

” Deniyordum seni, sen seversin bunu. ”

Kopya Kayıplar

Kaybetmeli insan doğruların farkına varmak için, yalnızken kaybetmeli. Bu dünya, sizce de fazla kalabalık ve kaybetmeye müsait değil mi? Ben bu dünyayı kaybettim, yalnızdım ve yalnızlığımdan doğup yeni bir dünyada gözlerimi açtım. Kalabalıkların içeresinde nefes alamamaktan, bir başkasının hayatında istemediğim insanı oynamaktan ve bu yüzden manevi yıkıntıların altından kurtulmaya çabalamaktan yoruldum, sıkıldım. Kabul ediyorum! Ben insan fakiriyim. Lâkin bu gökyüzü benim, sahiplenmesin kimse.

” Ben zararın şurasından döneyim, ne kadar kârım var onu alayım, bu da bana ders olsun. ”

Kader Kararı

Severken uzaklaşmak gereken konular varmış meğer kaderde. Çok garip aslında ama alışmaktan korkmuyorum desem yalan, bir de bu korkunun bana iyi geldiğini söylemezsem eksik olurdu doğrusu. Durum leyla yani, karışık ve ne yazık ki bu durumdan sıyrılabilecek bir mecnun değilim. Bu işin içinden kurtulamayacağımı anladığım an fark ettim ki zihnimde yavaş yavaş toparlanmış her şey. Baskı altında sağlıklı karar verebilen bir birey olamadım hayatım boyunca, aklım hep bir panik atak modunda emir vermeye programlı sanki bedenime. Hazır kıta bekliyor beni yanlışlara bulaştırmaya. Yıllardır gözlemleyerek devam ettigim hayatımda insanların yaşadıkları kötü durumları bir başkası tarafından hayatına dahil edildiğinden dert yanıyor. Bir başkasının hayatına gelip monoton akıp giden yaşamına heyecan katmasını, işler iyi giderken hayal kırıklığına uğramaktan korktuğunu ve er ya da geç bu korkunun başına isabet ederek onu tekrar monoton yaşamına özlem duymasından bahsediyorlar ( Her zaman böyle olmuyor tabii ki de, benim çevremin genellemesi bu şekilde sadece. ). Keşke ben de bu korkuyla yaşamaya çalışsaydım diyorum. O zaman bazı şeylerin kötü gitmesine yol açacak, bana heyecan katacak insanı bekleyebilirdim. Sonra açtığı yolda beraber vakit geçirirdik muhtemelen, taa ki hayatımdan çıkana veya çıkaran dek sürer giderdi. O kişinin gelmediği süreçte hayatımın monotonluğundan hiç pişman olabileceğimi sanmıyorum. Heyecan arayan insanların hüsrana uğradıklarından sonra sakin bir yaşam isteklerine zaten sahipken pişman olabileceğimi düşünmek delilerin fikirlerini kıskandırabilecek cinsten olurdu doğrusu. Böylece hayatımın kötü geçen zamanlarını bir başkasının omuzuna yükleyerek vicdanımı hafifletir ve aklımca kader tarafından ” Ben temizim, suçum yok! ” yalanı eşliğinde aklanmayı beklerdim. Kabul edelim güzel düşünce, güzel hayaller. Ben de böyle olabilirdim diyorum, insanların beklediği o kişi ile ayna karşısında karşılaşmamış olsaydım eğer. Yıllardır insanlardan uzak bir yaşamın içerisinde nefes almaktan, hayallere kapılmaktan kendi dünyamı yarattım. Hatta o kadar inanmışım ki bilinç altıma, inanmayacaksınız bir kızı bile sevdim gerçek hayatta var olmayan. Kaleme aldığım bütün yazılarımın ana fikrine sahip bir kız hayal edip öyle yaşadım. Gerçek dünyada o kadar fikirsiz bir insandım ki bunu bir çıkış yolu olarak görüyordum, yalan değil. Aslında kendi dünyamın yanlış insanı benim, fazla takılı kaldım yarattığım dünyanın içinde. Gerçek dünyadaki yaşantımın ne boyutta olduğunu bile bilemedim yıllarca, kendimden bir haberdim anlayacağınız. Severken uzak kalmak gereken konular varmış meğer kaderde derken, şimdilerde uzak kalmak zorunda olduğum insanlardan bahsediyorum. Hiçbir açıklamaya gerek duymadan gidebilen insanları nefretle seyrederdim oysa. Şimdi onlar ile aynı safta olmanın burukluğuyla anlıyorum ki gitmek de en az kalmak, beklemek kadar zormuş bazı durumlarda. Kalan hep bir neden arıyor gidenin arkasından ve kendini avutan bir yalana inandırıyor kalbini. Peki ya giden? Giden, hep sessiz kalıyor.

” Önemsemiyor vakit beni. Oysaki önemsiz hissedilmek pek bir ağır geliyor. ”

#KK4

Aklımda yeni yazılar kol gezse de bir türlü parçaları tamamlayıp bir metin haline getiremiyorum. Kayıplar var aslında, bulmak adına bir çabam da olmaması cabası. Velhasıl hayırlısı diyorum ve arşivimde bulunun, benim çok sevdiğim bir şiiri sizlerde paylaşıyorum, umarım hoşunuza gider. Şiir yaşayan efsanelerden olan Nar’ın babası, İdil’in sevgilisi cümlesiyle gönüllere taht kurmuş, örnek bir aşka sahip ve kalemini çok beğendiğim Haydar Ergülen’den ” Aşk için önsöz ” şiiri. Yeni yazılarda veya şiirlerde görüşmek dileğiyle, şiirle kalın…

Beni üzme 
kendini de benimle üzme.

Sözümüzü üşütme,
fazla açılma benden
çok açılma bana da.
Kendine de fazla açılıp da,
içine düşme.


Geçmişe gül gönder,
unutma!
Anılarda su ister.
Anılara iyi bak,
bana bak,
beni tut,
bana tutun!
Beni orda burda,
beni şunda bunda
unutma.
Bak. ”

  • Haydar Ergülen- Aşk için önsöz

#KK3

Merhabalar arkadaşlar, bu kez yazmak yerine bir kaç defa olduğu gibi seslendirmek istedim ve sizler için ” Anlıyorsun değil mi doktor? ” isimle yazımı seslendirdim. Umarım beğenirsiniz, keyifli dinlemeler.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑